"Dünyada herkese yetecek kadar kaynak var, ancak herkesin hırsını karşılamaya yetecek kadar değil."  Mahatma GANDİ

Genel

Su Sorununun Etkileri Her Yerde Karşımızda !

4.11. 2015 Suriye'deki krizin altında sadece şid​det değil, su sorunu varmış. Washington D.C.'de konuşlanmış ciddi örgüt Dünya (Doğal) Kaynaklar Enstitüsünün raporu oldukça önemli. Hiç bir sektörel ve güvenlik konusu su konusundan izole değildir, sudan tecrit edilemez (soyutlanamaz). Hiç bir zaman çağımızda olduğu kadar suyun her sektör için olan önemi böylesine ortaya çıkmamıştı. Bu açıdan Batının TEEB, Millennium Ekosistem Değerlendirmesi, DOBRIS Assessment, AB'nin çevre kurumu Avrupa Çevre Ajansı (European Envieronment Agency, EEA, www.eea.europa.eu)'nın MEGATRENDS raporları, AB'nin çevre mevzuatı önemli parçası Article 17'nin, Avrupa Birliği Bakanlar Konferansı Biyoçeşitlilik Politikasının, Avrupa Çevre Ajansının Avrupa Konu Merkezi (European Topic Centre on Biodiversity, ETC/BD) tarafından hazırlanan (Paris'teki) AB'deki korunan alanlar Natura 2000 alanları için EURECA Ekosistem Kıymetlendirme Projesi öne çıkmış, barış, güvenlik ile korunan alan ve milli park yönetimi içiçe geçmiştir. Askerlerimizin, Genelkurmayımızın sorunları çözmek, barışa ve her ülkenin, bölgenin halkına ve başta Türkiye'ye katkı için su, doğa koruma, biyoçeşitlilik, ekoloji (uygulamalı ekoloji) uzmanları biyologlar, tarımcılar (sulama, tarla bitkileri, toprak ilmi, çevre kimyası, biyofizik, jeokimya, hidrolog vs.) yetiştirmesini, özellikle istihdam etmesini, savaşın ve cephede su temininin doğa ve çevre üzerindeki etkilerini minimize edecek metotlar ve teknikler geliştirmesini temenni ediyorum. Başka bir dünyamız yok ! Avrupa da ve sanırım belki ABD de gördü ki, hiç bir ülkeye saldırılmamalı, yüklenmemeli, bedelini kendileri ödüyor, faturası kendielrine çıkıyor, "paylaşıyor", bileşik kaplar olgusunda olduğu gibi, coğrafi izolasyonlar ile küresel dinamikler çağında böylesine dev ve zengin güçlerin kaçışı mümkün görünmüyor, başını devekuşu gibi kuma gömmek oluyor, çünkü dünya termodinamikte olduğu gibi kapalı ve tek bir kutu; kaynakları sonsuz büyüklükteki evrende sınırlı ve de elektrik hzına erişilse bile, diğer bir gezegenden, yıldızdan kaynak transferi olası değil; o nedenle Avrupa her konuyu biribirine kağıt üzerinde etegre ederken, garçek yaşamda hepsini biribirinden soyutluyor, bol, çeşitli yabancı dil bilmek, şöhretli Avrupa üniversitelerinden mezun olup doktora kazanmak ve Avrupa Birliği Ortak Tarım politikası, Dünya Ticaret Örgütünün politikalarını "ustaca", kendine yontarak kullanmak vizyon kazandırmıyor, tersine onları "gelenekselleştiriyor", kalıplaştırıyor; bu onlar için artık bir alışkanlık haline geldi; düşünün , mühendislik, bürokrasi, yerinde etkin yönetim ve bilim alanlarında, hatta genelde doğal kaynak yönetimi alanında dinamik Türkiye ile işbirliği yapmayı bile akıl edemiyorlar hala!? Peki AB neden deneme yanılmadan sonra ancak gerçeği görebildi; çünkü geleceği planlayan Batı kültürü; batının insan kaynaklarının üst akıl kurmay gücü sınıfta kaldı; tahminleri, senaryoları çalışmıyor, işlemiyor, kendi zorladıkları ve sarstıkları dünyayı giderek onlar da okumakta, hatta uyum sağlamakta zorlanıyorlar. Üstüne üstlük kısa vadeli varsayımlarında, projeksiyonlarında bile! 1385464546_istanbul14 Dünyanın değişim hızı arttı İngiltere ve Japonya'daki iklim değişikliği üzerine Süper bilgisayar simülasyonlarını aşan bir şeyler var dünyamızda. Dünyayı bu yüzyılda "kuranlar", yani küreselciler bile dünyayı okumakta tıkandılar. Bunun çözümü su ve bölgesel savaşlar konusunda tüm bölge ülkelerini zorlayarak, sarsarak; onlarla istişare etmeden; deneme yanılma (trial and error) yöntemi değil, önceden mutlak barışı ve başta su, doğal kaynakları paylaşıma razı olmak, hakkaniyete ölçütlerine uymaktır. Bir yerde su etiği. Umarım şimdilerde hantallaşan ve statik bir yapıya dönüşen; ana amacı, çok yabancı dil bilen Batı zengin ülkelerinden seçilmiş (!) personeline bol maaş dağıtmak olan Birleşmiş Milletler Teşkilatı da, hatta OECD de bu konulara ayak uydurabilir. Buna koşut olarak, tabii AB ve Avrupa için şimdilerde doğal kaynak yönetiminden, bende olmayandan kaçan yaklaşımlı içe kapanık AB için bu -bölgesel, yerel, "uzak" dahi olsa!-  su konusu büyük bir sorun, yük.​ Maliyeti giderek, -sadece finas değil, her bakımdan!- artıyor. ​Bu dramatik (having strong effect, etkisi şiddetli yani şedit) olayda görüldüğü gibi, çevresel sorunlar, çevre yönetimi, sınırlardaki savaşlar, büyük göçler, bir kıtanın güvenliği ve yaşam şekli, doğal kaynaklar (su) yönetimi, hatta kuş popülasyonlarını (biyoçeşitliliği) koruma ile tarımsal alanlarda kuş türlerini koruma yani hayvan ve bitki türleri ile savaşlar ve kuraklıktan olumsuz etkilenen topraktaki mikro biyoçeşitliliğin ve karbon ( C ) içeriğinin güvenliği örtüşmekte ve birbirinden ayrılamamaktadır. Bu fizikteki bileşik vektörlerde olduğu gibi, çoklu etkileşimli olgular dizgesinin bütününün (bileşik, compound) etkisini bu klişeleşmiş raporcu AB ve BM öngöremedi. O nedenle, eğer ayakları yere basıyorsa ve yakın geleceklerini, hatta şimdilerini düşünüyorlar ise; Türkiye ile daha samimi işbirliği yapmak zorundalar, Türkiye'yi de Birleşmiş Milletlerde daha önemli konumlarda komitelerde, söz sahibi üye yapmak zorundalar. INDIA-WEATHER-FLOODS-HIGHWAY Dünyayı Yönetmek Zorlaştı Yaşlanan ve asırlarca bol bol tüketen/doğayı kirleten AB ve ABD kaotik ama genç yoksul nüfusun dinamiklerini algılamakta zorlanıyor. Halbuki dünyayı yönetmeye soyunmuşlar, dünyayı yönetmekte, hatta izlemekte; tüketimde öncelik ısrarı ve sosyokültürel önyargıları yüzünden çok zayıf kalıyorlar. mekansal (sınırlar) olarak, coğrafi olarak olmasa da, Avrupa Birliği Suriye'nin etki alanı içerisnde ve kapsamında artık en yakın komşusu. AB'nin 1990lı yıllarda üyelikte "büyük organizma" Türkiye'yi hazmetmesi sorunu nedeniyle bizden kaçması, ona daha büyük, hazmedilemeyen sorunlar yükledi ne yazık ki. Gönül isterdi ki, AB de vizyon sahibi olsun ve başta su ve biyolojik çeşitlilik kaynakları olmak üzere doğayı, biyocoğrafi bölgeleri, ekosistem servislerini ve Natura 2000 ve EMERALD (Zümrüt Ağı gibi korunan alanlarını daha geniş bir perspektifte, daha geniş; Avrupa sınırlarını aşan şekilde Avrupa haritasına yani kendi içine kapanmadan, daha geniş bir perspektifte, tamam kabul yine uydu görüntüleriyle ve sayısal (digital, elektronik) ortamda  -o çok meraklı olduğu şekilde!- haritalasın ve çevresel indikatörleri bu geniş kapsama alanında izlesin. Barış, savaş, ekonomi planlamasını ona göre yapsın; böylece dünyaya bölgelere suyun barış getirme imkanından faydalansın (Kıbrıs Barış Suyu, T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından) olduğu ve Sayın Dursun YILDIZ tarafından altının çizildiği gibi. Türkiye AB'denin sahip olduğundan belki nicelik açısından değil ama nitelik bakımından daha ehil hidroloji, korunan alan (Özel Çevre Koruma Bölgeleri, Milli Parklar vb) yönetimi, doğal kaynaklar yönetimi ve bu esnada halkla daha etkin ve sağlıklı, katılımcı, özverili (hakkaniyetli) yöneticilere; hem teknik ve bilimsel, hem etik, ruh ve felsefe olarak sahiptir. AB de, ABD de, bana göre mükemmel, imla hatası olmayan masabaşı, ütopik raporlar hazırlamak ve bu raporlar için dünyanın meşakkatle toplanan ve masrafı çok olan verilerini topladıktan sonra tek başına değerlendirmenin yerine ve yanı sıra; vasıflı Türk politikacılardan, su ve doğa koruma, doğal kaynak ve bu kapsamda insan yönetimi (Türkiye'nin Libya'ya gemi ile insan transferi başarısı, Suriye'den AB diline göre hazmedilemeyecek denli sayıda göçmeni alaan kapasitesi vb.) uzmanlarından (DSİ, Dışişleri Bakanlığı, MTA vb kuruluşlardan yetişen) görüş, ders almalı, sürekli bir işbirliği sürecine girmek zorundadır.
Yorumlarınızı Bizimle Paylaşın

Sadece üyelerimiz yorum yapabilir, hemen ücretsiz üye olmak için Tıklayın

(E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır)
Yorumu Gönder
Henüz Yorum Yapılmamış

Ziyaretçi İstatistikleri

Aktif ziyaretçi sayısı: 6 Bugünkü ziyaretçi sayısı: 122 Toplam tekil ziyaretçi sayısı: 173831