"Dünyada herkese yetecek kadar kaynak var, ancak herkesin hırsını karşılamaya yetecek kadar değil."  Mahatma GANDİ

Genel

Doğal kaynaklarımız da tükenir!

Var olduk, doğal kaynakları kullanmaya başladık! Çoğaldık, çoğaldık, çoğalmaya hevesle ve teşvikle devam ettik. Daha çok su, daha çok enerji, daha çok toprak parçası, daha çok maden gerekli bize dedik! Yetinmedik; bunlar hava, civa, su, çok dedik; yedik içtik ve attık! Toprağa attık; suya attık; havaya attık; ormana attık. Hiç tükenmeyecek, hiç kirlenmeyecek, bitmeyecek zannettik! Üretim dedik, kalkınma dedik, ekonomik refah dedik; tarım neymiş ki, üç kuruş para, halbuki sanayi öyle mi dedik! Daha çok sanayi, daha çok enerji, ama 1.sınıf verimli tarım toprağında veya ormanları, zeytin ağaçlarını keserek kuruverelim, nasılsa bizde bunlardan daha çok var dedik! Dere kenarına nehir kenarına kuralım ki; suyu bol, atıkları da boşaltmak kolay olsun dedik. En verimli su havzalarının olduğu, şeftali, kiraz, domatesin, bamyanın, buğdayın, zeytinin en lezzetlisinin yetiştiği verimli toprakları sanayi bölgeleri ilan ettik! Önce 8 metreden, sonra 18,58 derken 258 metrelere kadar inerek yeraltı suyu bulmaya çalıştık ama bize dediler ki bu kaynak kurumuş artık yok! Eee ne yapalım, daha fazla para, daha büyük sondaj makineleri ile yeni kuyular açalım. Onları da açtık, ciddi paralar ödeyerek! Ama bir müddet sonra onlar da kurudu, bitti. Bu sefer uzaklardan taşıma su getirmeye başladık. Sanki taşıma suyla değirmenin dönmeyeceğini bilmiyormuşuz gibi! Bacalardan çıkan tozlarımızı, gazlarımızı, en kanserojenini bile başlangıçta hiç önlem almadan havaya attık. Biz arttık, arabalarımız arttı, egzos gazlarımız arttı. Ne olacaktı ki koskocaman atmosfer kirlenip tükenecek miydi sanki? Nasılsa seyrelir giderdi! Ama öyle olmadı, bir müddet sonra nefes alamaz soluyamaz hale geldi dünya ve biz! Ankara’da hava kirliliği, Atina’da hava kirliliği, Shangai’da hava kirliliği eş zamanlı New York’da hava kirliliği! Bir de baktık ki Çin’deki hava kirliliğinin Amerika’yı etkilemesi gibi, Aliağa’daki hava kirliliği de Karaburun’u etkiliyor, bulutlar taşıyor çünkü! Önceleri hiç arıtmadan atıksularımızı,nehir,körfez,deniz ne kadar su kaynağımız varsa boşalttık. Bir de baktık ki İzmir, İzmit körfezleri, Marmara denizi bitmiş. Çürük yumurta dediğimiz hidrojen sülfür kokularının yanında bırakın denize girmeyi, oturamadık bile! Gediz, Menderes, Bakırçay gibi en önemli su havzalarımız kirlenmiş, içinde canlı yaşayamaz hale gelmiş,balıklar ölüyor.Biz onların pis sularıyla sulanan meyve ve sebzeleri,ölen balıkları yemeye başladık. ( Sonra bu işi daha önceden yaşamış ve bilen büyük abilerimiz bize dediler ki; bir dakika bu iş böyle gitmez! Kalkınalım ama” Sürdürülebilir Kalkınalım”, yani hem kalkınalım hem de doğal kaynaklarımızı koruyalım. Arıtma tesislerimizi yapalım, filtrelerimizi kuralım. Çed raporları hazırlayarak yatırımın Çevre etkilerini hesap edelim. Eğer çevre etkileri suya, toprağa, bulunduğu çevreye önemli ise yatırımı başka yerde kuralım, dediler. Bunu 1987 den beri aralıklarla söylediler. Peki dinledik mi? Görünüşte evet,uygulamada Hayır! Kamu veya bazı özel yatırımların önünü açmak için Çed yönetmeliğini 10 kez değiştirdik. Hala dünyanın akciğerleri olan,karbon emisyonlarını yutan ormanlarımızda, zeytinliklerimizde, Kazdağları gibi dünyaca kabul edilmiş oksijen deposu özel bir alanda bile yatırım yapacağız diye uğraşıyoruz! Göllerimiz kurudu, havamız kirlendi, iklim değişti, kuraklık oldu, don oldu, aşırı sel oldu, yeraltı sularımız çekildi, denizlerimiz kirlendi, balıklarımız,toprağımız,tohumumuz,buğdayımız yok oldu! Daha doğa isyanını nasıl anlatsın ki insana?
Yorumlarınızı Bizimle Paylaşın

Sadece üyelerimiz yorum yapabilir, hemen ücretsiz üye olmak için Tıklayın

(E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır)
Yorumu Gönder
Henüz Yorum Yapılmamış

Ziyaretçi İstatistikleri

Aktif ziyaretçi sayısı: 7 Bugünkü ziyaretçi sayısı: 384 Toplam tekil ziyaretçi sayısı: 152775