Vizyondan dönüşüme doğru

 

Bu gezegende  yaşamı sürdürebilmek için yeşil ekonomiye geçilmeli

Verimliliğin iyileştirilmesine odaklanan yerleşik çevre ve ekonomi politikaları, bu gezegen üzerinde 2050 refah içinde yaşama vizyonunu gerçekleştirmek için gerekli katkılar niteliğinde olmakla birlikte, kendi başlarına yeterli gelmeleri ihtimali düşüktür. Yeşil ekonomiye geçiş, kolayca erişilebilir nitelikteki, büyük miktarlarda kaynağa ve enerjiye dayanan, ‘al-yap-tüket-at’ şeklindeki mevcut lineer ekonomi modelinden uzaklaşmayı gerektirecek, uzun vadeli, çok boyutlu ve kökten bir süreçtir. Bunun için, baskın kurumlar, uygulamalar, teknolojiler, politikalar, yaşam tarzları ve düşünme biçimlerinde köklü değişiklikler yapılmalıdır.

Yeşil ekonomiye geçiş, daha uzun vadeli çevre politikaları perspektifi ile nispeten kısa vadeli bir odağa sahip ekonomik ve toplumsal politikalar arasında bir uzlaşma sağlamayı gerektirecektir. Toplumun acil eylem ve sonuçlar beklemesi nedeniyle, karar verme mercileri kimi açılardan haklı olarak, işsizlikle mücadele etme ve toplumsal eşitsizleri ele alma gibi konulara daha büyük önem vermektedir. Sağladığı acil ve görünür faydaları daha az olan, daha uzun vadeli eylemlere, örneğin ekosistem esnekliğini yeniden tesis etme gibi eylemlere daha az vurgu yapılmaktadır.

Uzun vadeli vizyonlar ile hedeflerin gerçekleştirilmesinin mutlaka kısa ve orta vadeli eylem ve yatırımlara bağlı olması nedeniyle, bu farklı zaman ölçekleri daha da büyük bir zorluk teşkil etmektedir. Politika bağlamında AB, 2020–2030 zaman dilimini kapsayan hedef ve amaçlarının, 2050 vizyonunu gerçekleştirmek için uygulanabilir bir yol niteliğinde olmasını sağlamalıdır (bkz. Şekil 1.1).

AB tarafından  kabul edilen 7. Çevre Eylem Programı, toplumsal çabaları söz konusu hedeflere ulaşmak amacıyla genişleten tutarlı ve sistemik bir çerçeve sağlamaktadır. Söz konusu program AB’yi, ‘eylemlere 2020 ve sonrası için yön verme amaçlı’ 2050 vizyonu ile birlikte ‘yeşil ekonomiye geçişi teşvik etme ve ekonomik büyüme ve çevrenin bozulması arasındaki bağı mutlak şekilde Uygulanabilir politika yaklaşımlarının yeniden düzenlenmesi gerekiyor.

Mevcut çevre ve iklim politikasında, yeşil ekonomiye geçişi desteklemek üzere yeniden düzenlenebilecek olan geçerli, birbirleriyle bağlantılı ve tamamlayıcı nitelikte dört politika yaklaşımı bulunmaktadır. Bu dört yaklaşım şu şekilde özetlenebilir: Azalt, uyumlaştır, önle ve yeniden düzenle. Söz konusu yaklaşımların her biri, farklı bilgi ve yönetişim düzenlemesi tiplerine dayanmakta olup değişik yenilik ihtiyaçları doğurmaktadır. Bu dört yaklaşımın mevcut politika uygulamaları ve geleceğe dönük politika tasarıları bakımından bir arada değerlendirilmesi, yeşil ekonomiye geçişi hızlandırabilir (Şekil 1).

Azalt:

Çevrenin bozulmasını azaltan politikalar, çevresel baskıları azaltmaya veya kaynak kullanımının insan sağlığı ve ekosistemler üzerindeki zararlı etkilerini bastırmaya odaklanmaktadır. 1970’lerden bu yana Avrupa’da baskın yanıt olarak uygulanan bu politikalar, hem ‘belirli’ hem de ‘yaygın’ zorlukları ele almada etkilidir .Örneğin, yönetmelikler ve ekonomik araçlar, bilinen, sabit kaynaklardan gelen kirliliği azaltmış ve daha temiz teknolojilerin geliştirilip benimsenmesini teşvik etmek suretiyle kaynak verimliliğini iyileştirmiştir.

Azaltım politikaları iyi tasarlanmaları şartıyla, sosyoekonomik hedeflere katkı sağlayabilir. Örneğin, vergilerin istihdamdan kaynak kullanımına ve kirliliğe kaydırılması, önümüzdeki on yıllar içinde beklenen iş gücü daralmasının etkisini bastırmayı ve aynı zamanda kaynak verimliliğinde iyileştirmeler yapılmasını teşvik etme yöntemi niteliğindedir. Çevre vergisi, yeterince kullanılmayan bir politika aracıdır: AB’de bu vergilerin sağladığı gelir, 1995 ile 2012 yılları arasında GDP’nin (gayri safi milli hasıla) %2,7’sinden %2,4’üne düşmüştür. Özellikle hava kirliliği, iklim, atık ve su sektörlerinde olmak üzere, kirlilik azaltma standartlarının güçlendirilmesi de aynı şekilde yeni araştırmalar, teknolojik yenilik, ayrıca mal ve hizmet ticaretine yönelik teşvik sağlayacaktır.

Uyumlaştır:

Uyumlaştırmaya odaklanan politikalar, kimi çevresel değişikliklerin kaçınılmaz olduğunu kabul etmektedir. Bu politikaların odak noktası, belirli çevresel değişikliklerin yarattığı olumsuz etkilerin nasıl öngörülebileceği ve bunların neden olabileceği zararı engellemek veya en aza indirmek amacıyla nasıl eylemde bulunulabileceği konularıdır. Bu yaklaşım (ve ‘adaptasyon’ terimi) en sık iklim değişikliği bağlamında kullanılmakla birlikte, bu tür politikaların temel prensipleri birçok ekonomik ve toplumsal politika alanı için de geçerlidir. Uyumlaştırmayı hedefleyen politikalar biyolojik çeşitlilik ve doğanın korunması; gıda, su ve enerji güvenliği ve nüfusun yaşlanmasının çevre ile bağlantılı olarak sağlık üzerindeki etkilerinin yönetilmesi gibi alanlar ile yakından ilgilidir.

Bölgesel ekosistem tabanlı yönetim yaklaşımları , doğal kaynakları kullanırken ekosistemlerin esnekliğini ve bunların topluma sağladığı hizmeti güvenceye almayı hedefleyen bir benimseyici yaklaşım örneğidir.

Önle:

Önleme prensibine dayanan politikalar, son derece karmaşık ve belirsiz durumlarda muhtemel hasardan (veya yıkıcı eylemlerden) kaçınmaya yardımcı olabilir. Mevcut teknolojik gelişmelerin hızı ve ölçeği, sıklıkla toplumun riskleri izleme ve yayılmadan önce bunlara yanıt verme kapasitesini geride bırakmaktadır. Erken risk uyarılarının yok sayıldığı 34 vaka üzerine yapılan bir AÇA değerlendirmesi, önleyici eylem sayesinde çok sayıda hayatın kurtarılmış ve ekosistemler üzerindeki kapsamlı hasarın önlenmiş olabileceğini belirtmektedir.

Söz konusu değerlendirme, kimyasallar, farmasötik maddeler, nanoteknolojiler ve biyoteknolojiler ile radyasyon da dahil olmak üzere çeşitli vakaları kapsamaktadır (EEA, 2013k).

Önleme prensibi ayrıca ileriye dönük yenilik yollarına daha geniş toplumsal katılımı mümkün kılacak fırsatlar sağlamaktadır. Bu prensip, daha entegre bir risk yönetişimi için bir platformun yanı sıra eylemi destekleyen kanıtların sağlamlığı, ispat mecburiyeti ve toplumun diğer hedefler ve öncelikler karşısında vermeye istekli olduğu tavizler gibi sorular üzerine tartışma imkanı sunmaktadır.

Bu imkan, özellikle topluma yönelik riskler ile faydaların hem belirsiz hem de tartışmalı olduğu nanoteknolojiler gibi yeni teknolojiler bağlamında geçerlidir.

Yeniden düzenle:

Yeniden tesis etmeyi hedefleyen politikalar (mümkün olduğunda), çevrenin bozulmasını düzeltmeye veya topluma yüklenen diğer maliyetleri iyileştirmeye odaklanmaktadır. Bu politikalar, birçok çevresel alanın yanı sıra ekonomik ve toplumsal politika alanlarında da kullanılmaktadır. Yeniden düzenlemeye odaklanan toplumsal eylemler, ekosistem esnekliğini iyileştirmek, ayrıca insan sağlığı ve refahına yönelik çeşitli faydalar sağlamak amacıyla kullanılabilir. Bunlar aynı zamanda, toplumsal ve çevresel hedeflerin eş zamanlı olarak gözetilmesini de sağlayabilirler. Örneğin, yeşil altyapıya yapılan yatırımla ekosistem esnekliği ele alınırken bir yandan da yeşil alanlara erişim imkanı genişletilebilir.

Yeniden düzenleme ayrıca, çevre politikalarının gerileyen etkilerini de bastırmaya yarayabilir. Örneğin, sera gazı emisyonlarını azaltmaya yönelik önlemler enerji kullanım faturalarını yükselterek düşük gelirli haneleri orantısız biçimde etkileyebilir (EEA, 2011b). Esnekliği yeniden tesis etmeyi hedefleyen politika önlemleri, bu duruma yanıt olarak, dağıtım meselelerine ve enerji verimliliğini yükseltmeye odaklanacaktır.

Önle:

Önleme prensibine dayanan politikalar, son derece karmaşık ve belirsiz durumlarda muhtemel hasardan (veya yıkıcı eylemlerden) kaçınmaya yardımcı olabilir. Mevcut teknolojik gelişmelerin hızı ve ölçeği, sıklıkla toplumun riskleri izleme ve yayılmadan önce bunlara yanıt verme kapasitesini geride bırakmaktadır. Erken risk uyarılarının yok sayıldığı 34 vaka üzerine yapılan bir AÇA değerlendirmesi, önleyici eylem sayesinde çok sayıda hayatın kurtarılmış ve ekosistemler üzerindeki kapsamlı hasarın önlenmiş olabileceğini belirtmektedir.Söz konusu değerlendirme, kimyasallar, farmasötik maddeler, nanoteknolojiler ve biyoteknolojiler ile radyasyon da dahil olmak üzere çeşitli vakaları kapsamaktadır (EEA, 2013k).

Önleme prensibi ayrıca ileriye dönük yenilik yollarına daha geniş toplumsal katılımı mümkün kılacak fırsatlar sağlamaktadır. Bu prensip, daha entegre bir risk yönetişimi için bir platformun yanı sıra eylemi destekleyen kanıtların sağlamlığı, ispat mecburiyeti ve toplumun diğer hedefler ve öncelikler karşısında vermeye istekli olduğu tavizler gibi sorular üzerine tartışma imkanı sunmaktadır.

Bu imkan, özellikle topluma yönelik riskler ile faydaların hem belirsiz hem de tartışmalı olduğu nanoteknolojiler gibi yeni teknolojiler bağlamında geçerlidir.

 

 

Kaynak: AÇA, 2015. Avrupa’da Çevre: Durum ve Genel Görünüm 2015 – Sentez raporu.

Avrupa Çevre Ajansı, Kopenhag.


  • gplus
  • pinterest

Yazar

Leave a comment