Vahşi tarımın bedeli yüksek!

 Prof Dr. Harun Uysal

SPD Hidropolitik Akademi Merkezi

Geçen haftaki “Türkiye bir tarım ülkesi mi, değil mi?” konulu yazımın sonunda tarımın kurtuluşunun ancak kooperatifleşmeyle olacağını yazmıştım. Yazı çok ses getirdi ve çok azı olumsuz, çoğu olumlu olmak üzere birçok tepki aldı.
Bu hafta da, köşem elverdiği ölçüde, vahşi tarımın bedelinin ne kadar yüksek olduğundan bahsedeceğim.

Örneğin, mevsimi geçen sebze ve meyvelere tüketicilerin her mevsimde ulaşabilmeleri için, ürünlerin belli bir yerde üretilip, kilometrelerce uzaktaki pazarlara taşınması gerekiyor. O zaman da Aralık ayında domates yemenin bedelini, geride bıraktığımız korkunç miktardaki karbon ayak izimiz ve su ayak izimizle ödemek zorunda kalıyoruz.

Bir kilo domates üretmek için atmosfere ne kadar karbondioksit gazının salındığını ifade eden ‘karbon ayak izi’ ve ‘ne kadar su kullanıldığını’ ifade eden su ayak izi, gelecekte Birleşmiş Milletler’in baskısıyla, marketler tarafından sorgulanacak. Türkiye’nin bu konudaki gerekli adımları ‘yumurta kapıya gelmeden’ atması gerekiyor.

Bugün bitkilerle yaptığımız beslenme düzenimizde, başrolü sebzeler, meyveler ve tahıllar alıyor.

Ancak meyve-sebzelerin üzerindeki tarım ilacı kalıntıları insanlarda haklı olarak ciddi kaygılar uyandırıyor. Özenli bir yıkama ya da soyma ile sorunu büyük ölçüde çözebileceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz demektir. Çünkü, bu ilaçlar sistematik ve ürünün en ücra köşesine kadar işliyor.

Kooperatifleşmek…

Bitkisel üretimin yanı sıra, besin savaşlarının diğer tarafında da en ateşli tartışma konusunu et oluşturuyor. Gelişmiş ülkelerde yaşayan insanların büyük bir bölümünü, doymak bilmez etoburlar oluşturuyor. ABD’de yılda 36 milyar kilo, AB ülkelerinde de hemen hemen aynı miktarda et üretiliyor, Asya’nın tümünde elde edilen et miktarı 103 milyar kilo.

Besi hayvanlarının, üretim çiftliklerine balık istifi doluşturuldukları ve hızla kesilmelerini sağlamak için yüksek kalorili yiyeceklerle beslendikleri de artık herkesçe biliniyor.

Bu şekilde vahşi tarımın yol açtığı çevresel yağma düşünüldüğünde, çevreye daha az zarar veren ‘organik tarım’ ve ‘iyi tarım’ uygulamaları gibi tarım sistemlerini hükümetler daha fazla desteklemeli.

Yine de organik ürünleri satın aldığınızda, bunun tarım ilacı sorununa köklü bir çözüm getirdiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz demektir. Organik ürün üreticileri de yönetmeliklerin izin verdiği tarım ilaçlarını kullanıyor. Ancak sertifikalı ve sözleşmeli bir tarım sistemi olan organik tarım, kimyasallar konusunda tüketiciye haklı olarak daha fazla güven veriyor.

Sonuç olarak, klasik tarım yöntemiyle sağlıklı meyve-sebzeler ile hayvansal gıdalar üretmenin ve çevreye verilen zararları minimize etmenin, tek yolu kooperatifleşmekten geçiyor.

Birçok şey de olduğu gibi…

Kaynak:http://www.milliyet.com.tr/vahsi-tarimin-bedeli-yuksek-/harun-uysal/ege/yazardetay/28.12.2017/2580843/default.htm


  • gplus
  • pinterest

Yazar

Prof. Dr. Harun Raşit Uysal

Prof.Dr. Harun Raşit Uysal

1961 Aydın Kuşadası doğumludur. 1984 yılında Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesinden mezun olmuştur. 1987 yılında yüksek lisans, 1993 yılında Doktora dereceleri almıştır. Aynı yıl Yardımcı Doçent olan Prof. Dr. Harun Raşit UYSAL, 1996 yılında Doçent, 2003 yılında Profesör olmuştur. 5 yıl Tire Kutsan Meslek Yüksekokulu Müdürlüğü yapan, Prof. UYSAL, halen Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümü öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
Ulusal ve uluslararası dergilerde yayınlanmış yüzlerce makalesi ve birçok kitabı olan Prof.Uysal aynı zamanda Milliyet Ege köşe yazarı, Ulusal Süt Konseyi Yönetim Kurulu Üyesidir.

Leave a comment