Ürdün-Filistin Ortak Devleti Kurulur Mu ?

Suha Umar

Büyükelçi (E) -Hidropolitik Akademi 

7 Mart 2018

Konunun, her biri önemli ve temele ilişkin de olsa, birçok yönünü göz ardı ederek, salt “Ürdün-Filistin Ortak Devleti” fikrini, o haliyle ele alırsak;

-Bu yeni bir düşünce değildir.

-İsrail tarafından en tercih edilen sonuçtur. “Çözüm” demiyorum çünkü bu bir çözüm değildir. Bu sonucu, kendilerine göre nedenlerle tercih edecek, Suudi Arabistan, Mısır, Suriye gibi Arap ülkeleri de vardır.

-İsrail bu sonucu başından beri istemekte hatta yapabildiği ölçüde dayatmaya çalışmaktadır

-Diplomasisini buna yönlendirmiştir.

-Fiili davranışları da yine bu sonucu elde etmeyi amaçlamaktadır.

-Bu İsrail politikası ve beklentisi, sadece bir kez, Oslo ve Madrid Barış Süreci sırasında, o da çok kısa bir süre için değişebilecek gibi görünmüştür. Sonucunu ve bunu yapmaya çalışanların başına gelenleri biliyoruz.

-Netanyahu’nun, Sharon’un hiçbir zaman böyle bir politikaları ve beklentileri olmamıştır. Netanyahu’nun bugün de yoktur.

-Netanyahu İsrail’inin politikası, Filistinlilerin hepsinin Ürdün’e geçmeleri, Batı Şeria’nın bütünüyle İsrail toprağı haline gelmesi hatta olanaklı ise İsrail topraklarında Arap unsur kalmamasıdır.

-Böyle bir gelişmenin ek getirisi, Filistinlilerin Ürdün’ü istikrarsızlaştırması, Ürdünlülerle Filistinlilerin birbirine düşmesidir. Bu İsrail için en ideal sonuçtur.

-İsrail’in bu politikası, nereden bakılsa, hangi gelişme -Irak, Suriye, Lübnan vb.- incelense, açıkça görülmektedir.

-Yahudilerin Ortadoğu’da, bazen “Vadedilmiş Topraklar” olarak da yollama yapılan topraklar üzerindeki tarihten gelen hakları, Türklerin Orta Asya üzerindeki haklarından farklı değildir. Tarih, tarih olarak kalmıştır ve kalmalıdır. (Bu arada Yahudileri Ortadoğu’dan Roma Senatosu’nun, bir daha gelmemek üzere sürdüğünü, geri dönmelerine ancak Osmanlı sultanları Yavuz ve Kanuni zamanında izin verildiğini unutmayalım.)

-İsrail, 1947 sınırları içinde kurulmuş bir devlet olarak yaşama hakkına sahiptir. Bu hakkının ve kazancının değerini bilmelidir. Şansını çok zorlamamasında yarar vardır.

-Bu hak, Araplar tarafından da, Oslo ve Madrid ile büyük ölçüde kabul edilmiş ve tanınmıştır.

-Bu nedenledir ki Mısır ve Ürdün, İsrail ile barış antlaşmaları imzalamışlardır. (Mısır Antlaşmasının daha önce olması esası değiştiren bir unsur değildir.)

-Bu belgeli tanımanın yaygınlaştırılması İsrail’in çıkarınadır. Bunun için 1990’lı yılların ilk yarısında -Netanyahu öncesi- izlediği, tek tek diğer Arap ülkeleri ile her alanda ilişkilerini geliştirmek ve barış antlaşmaları yapmak politikası doğruydu. Katar gibi ülkeler nezdinde bazı kazanımları da olmuştu.

-Bu politika samimi bir şekilde sürdürülebilseydi, İsrail’in varlığını tanımak istemeyen İran ve radikal Filistinli unsurlar giderek yalnızlaştırılabilirdi.

-İsrail’in, o çok üzerinde durulan, güvenliğini sağlamanın da tek yolu budur.

-İsrail’in izlediği izlenimini verdiği, Ortadoğu’yu hallaç pamuğu gibi atmak-ABD’ye attırmak- Ortadoğu’yu, üstelik Atlas Okyanusu’ndan Orta Asya’ya yeniden şekillendirmek (Büyük Ortadoğu Projesi)  politikası, koşullar değiştiği anda, İsrail’in sonunu getirmese bile başını çok ciddi derde sokabilir.

-Bu bağlamda İsrail’in, Türkiye gibi -bugünkü yönetim ve zihniyet dışında bir grup ve zihniyet tarafından yönetilmek koşuluyla- bölgedeki tek ciddi ve dayanabileceği müttefik olan bir ülkeye karşı izlediği, ABD’nin izlemesinde etkili olduğu -Kürt politikası dâhil- politikasını yeniden değerlendirmesinde de ayrıca yarar vardır.

-Ürdün, İsrail’in Ortadoğu’da güvenebileceği tek Arap ülkesidir.

-Bunun en büyük nedeni Filistinlilerin her iki ülke için de yarattığı tehlikedir.

-Hangi fiili durumun sonucu olursa olsun Kral Hüseyin’in Batı Şeria’dan çekilmesinin nedeni, Filistinlilerin Ürdün için yarattığı tehlikeyi görmüş olmasıdır.

-Hal böyle iken, İsrail’in iki devletli çözümü(Filistin devleti İsrail ile Ürdün arasında kalacaktır.) durmaksızın baltalayıp, Ürdün-Filistin Konfederasyonu gibi Ürdün’ün sonunu getirecek bir sonuca odaklanması, İsrail politikacılarının ileri görüşlülüğü hakkında ciddi kuşku uyandırmaktadır.

-Ürdün’ü istikrarsızlaştıracak hatta 1970 benzeri bir gelişme ile bu ülkede yönetimi ele geçirecek bir Filistin oluşumu İsrail için kabûs olmalıdır. Değilse, İsrail’in aklını ve ferasetini sorgulamak yerinde olur.

-Konunun ABD; ABD-İsrail, Rusya, Arap ülkelerinin Filistin’e bakışı; Mısır, Suriye ve İran’ın özel durumları; bölgenin su sorunu; İsrail’in Filistin pazarını sonuna kadar istismar etmesi; Ürdün ile yapılan Barış Antlaşması’nın koşullarını yerine getirmekte ayak sürüyüp, Ürdün yönetimini zayıflatması vb. diğer yönleri böyle bir kısa notta ele alınamayacak kadar çapraşıktır.

Çöl Devriyesi-Ürdün Anıları kitabımda kısaca anlatmaya çalıştım da yine okunması güç punto ile yaklaşık 400 sayfa oldu. Ama dileyenler en azından ilgilendikleri bölümlerine bakabilirler. Orada yazılanların bugün bile güncelliğini yitirmediği görülüyor. Sayın Ojalvo bakmış ve beni çok memnun eden 14 sayfa da değerlendirme yapmış.

Tek cümle ile özetlersek; Filistin sorunu, Araplarla İsrail’e bırakılamayacak kadar ciddi bir sorundur.


  • gplus
  • pinterest

Yazar

Leave a comment