FACT SHEET

Giriş

Su,   diğer   doğal   kaynaklardan   farklı   olarak, tıpkı hava gibi, toprak gibi yaşamın olmazsa olmazıdır.  Yeraltı ve yüzey sularından; içme suyu, evsel kullanım ve tarımsal sulamanın yanı sıra bilim ve sanayide de kullanılmaktadır. Bu yönüyle. su, sadece mühendislik disiplinlerinin uğraş alanı  olmaktan çıkmış ekonomi, çevrebilim ve tüm toplum bilimlerinin de  araştırma konusu haline gelmiştir.

Su hizmetlerinin yönetim anlayışında son 15 yıl içinde kamu hizmeti anlayışından, pazar ekonomisi anlayışına doğru bir yönelme görülmektedir.

Hızlı nüfus artışı, kentleşme, iklim değişikliği toprak kalitesinin bozulması, çölleşme, ormansızlaşma, hava kalitesi, ve diğer tüm çevre sorunları ile birlikte su miktarı ve suyun kalitesi  açısından su döngüsünün bozulması sonucunda suların korunması için piyasa düzenlemelerinin benimsenmesi görüşü ön plana çıkmaya başlamıştır.

Syun statüsü ve ekonomi politiğini  küresel su politikalarındaki temel tartışmalar ekseninde ele aldım. Bu çerçevede konuyu birbirini tamamlayan birkaç yazı içerisinde açıklamayı düşündüm

 

1.Neoliberal Düşünce ve  Su Anlayışı

1990’lı yıllardan itibaren küresel sisteme hakim olan neoliberalizm anlayışıdır. Çok kapsamlı bir wq

araştırma konusu olan neo-liberalizmin iktisat politikaları bakımından iki temel önermesi şöyle sıralanabilir: Piyasaların deregülasyonu ve özelleştirme. Neoliberalizm  anlayışının içeriğinde ekonominin serbestleşmesi, devletin küçültülmesi ve ekonomiye müdahalelerinin kısıtlanması, piyasada fiyat kontrollerinin ve emek piyasalarındaki düzenlemelerin kaldırılması, kamuya ait işletmelerin özelleştirilmesi, mali disiplinin sağlanması ve bütçe açıklarının kapatılması, bütçe dengesinin sağlanması, kamu harcamalarının kısılması gibi birçok uygulama ve politika yer almaktadır. Bütün bu politikaların dayandığı temel ilke ise piyasanın üstünlüğü ilkesidir. Piyasanın kendi haline bırakılması, rekabetin piyasayı yönetmesi gerektiği fikri kabul edilmektedir.

 

Suyun  sayılan bu nitelikleri kapitalizm  için suyun bir metaya dönüşmesi  anlamına gelmektedir.

Suyun ekonomik bir mal olarak ele alınmasını açıkça öneren ilk uluslararası girişim, 1992’de Dublin’de toplanan Su ve Çevre Konulu Uluslararası Konferans olmuştur. “Dublin İlkeleri” adıyla anılan aşağıdaki hususlar ile olarak benimsenmiştir.

  • Hayatın, kalkınmanın ve çevrenin sürdürülebilirliğinde temel rol oynayan tatlı su kaynakları sonsuz ve bozulmaz değildir.
  • Su yönetimi, tüm paydaşların katılımıyla gerçekleştirilmelidir.
  • Kadınlar, suyun temini, yönetimi ve korunmasında önemli role sahiptir.
  • Su, tüm yararlı kullanımları ile ekonomik bir değere sahiptir ve ekonomik bir mal olarak değerlendirilmelidir

 

Aynı yıl Gündem 21 olarak bilinen Haziran 1992`de Rio de Janeiro`da yapılan ve “Yeryüzü Zirvesi” olarak adlandırılan Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı`nda da suyun “eko-sistemin bir parçası, doğal bir kaynak, sosyal ve ekonomik bir mal” olarak algılanması gerektiği belirtilmiştir.

Gündem 21’in karakteristiği; suyun,  hayatın  sürdürülebilirliğinde  önemli  bir  etken  olması,  etkin  bir  biçimde  su  kaynaklarının  talebinin  yönetilmesi,    sosyal  ve  ekonomik  kalkınma  ile  beraber  doğal  ekosistemin  korunmasını  kapsayan  bütünsel  bir  yaklaşımı  içermesidir.

Dublin Deklarasyonu bir yandan suyun ekonomik bir mal olarak değerlendirilmesinin bir yandan da su hizmetlerinin özelleştirilmesi sürecinin önünü açmıştır.

Dublin Konferansı ile birlikte başlayan süreçte, kıt bir kaynak olarak ele alınan suyun etkili kullanımı ve yönetimi için piyasa temelli politikaların uygulanması ağırlık kazanmaktadır.

2.Suyun Karakteristiği

Su kıtlığı iddiası ile suyun ekonomik bir mal olarak değerlendirilmesi, onların kamusal özelliklerini yitirerek özel mal konumuna gelmelerinde etkili olmaktadır. Suyun ekonomik bir mal  olarak  kabul  edilmesi ekonomistler  arasında  yeni  bir tartışma konusunun başlamasına neden olmuştur. Bunun sonucu olarak suyun ticari bir meta mı, yoksa insanın insan olmasından kaynaklanan  bir  hak  mı  olduğu  ikilemi   üzerine  yapılan tartışmalar  akademik yazında sayıca artmıştır.

Suyun aynı anda hem ekonomik hem de sosyal bir mal olarak tanımlanması politika belirlenirken nasıl bir denge oluşturulacağı sorununu gündeme getirmiş, bunun ötesinde yeni tip yaklaşımların  da  benimsenmesi gereğini  ortaya koymuştur.

i.Suyu “ekonomik bir mal olarak” tanımlayan yaklaşım, onun piyasa koşullarında üretilip satılmasını, dolayısıyla bu hizmetin özel sektör tarafından sağlanmasını talep etmektedir.

ii.Suyu “temel bir insan hakkı olarak” tanımlayan yaklaşım ise, herkesin eşit ve güvenli suya erişiminin sağlanması gerektiğini, bunun da en iyi biçimde kamu eliyle gerçekleştirilebileceğini savunmaktadır

Tartışmanın merkezinde suyun bir hak mı yoksa bir ihtiyaç mı olduğu noktası yatıyor. Suyun bir insan hakkı olarak ele alınması durumunda  suyla ilgi olarak “hiç kimse ticaretini yapamaz ya da onu satamaz, ya da parasını ödeyemediği için kimseyi bu haktan mahrum bırakamaz” düşüncesi öne çıkmaktadır. Yok eğer suyun bir ihtiyaç olduğunun kabul edilmesi durumunda (Dünya Su Konseyi ve Dünya Bankasının kabul ettiği) bu ihtiyacın kamu kuruluşları tarafından olduğu kadar özel şirketler tarafından da karşılanabileceği fikri desteklenmiş olmaktadır.

Bu yazımın devamında bölümler halinde Suyun İktisadi Niteliği ve Ekonomik Bir Mal” Olma Özelliği, Suyun  “Temel İnsan Hakkı”  Olma  Özelliği, Suyun “Kamusal Mal” Olma Özelliği”, “Küresel bir mal olarak su” yu ele alacağım .

 

Sonuç olarak da yeni kamu yönetişimi yaklaşımını da değerlendirerek su yönetiminde en uygun ve uygulanabilir öneri ortaya koymaya çalışacağım.


  • gplus
  • pinterest

Leave a comment