FACT SHEET

Giriş

Doğanın, evrenin bir bütün olarak algılanması çerçevesinde canlı ve cansız varlıkların bütünlüğüne vurgu yapılmaya başlanmıştır. O yüzden artık sadece insan haklarından değil, hayvan ve bitki haklarından, dağların, ovaların, havanın, suyun ve güneş gibi gezegen sistemlerinin de haklarından söz edilir olmuştur.

terz

 

Hak kavramı soyut bir kavram olmayıp esasen hukuki bir kavramdır. Hak kavramı  hukuki terminolojiye uygun olarak kullanıldığında  suyun da yaşamsal temel haklardan olduğunu kabul etmeliyiz.
Su temel bir haktır ve bu hak sadece insanlar için değil, bütün canlı ve cansız varlıklar için geçerlidir. Hak kavramını dar anlamda anladığımızda tüm canlı ve cansız varlıkları içerir.  Bu hak hukuken kabul edilen insan hakkı için de geçerlidir.

Hukuk ve Doğal Denge

Yukarıda belirttiğim  bu hukuk normları   su hakkını savunurken doğal dengenin korunmasını da içermek zorundadır.Doğal dengenin bozulması  halinde meydana gelebilecek olumsuzluklardan, en çok  insanlar  etkilenecek ve insanın yaşamsal hakları ortadan kalkabilecektir. 

Su Hukuku Tarihi

Sular, doğal bilimlerin ve hukukun konusu olarak iki ana bölüme ayrılabilir. Hukuki olarak su  mülkiyet ve kullanım hakkında ifadesini bulur.
Su konusunda ilk derli toplu hukuk normu olan Roma hukukuna göre su, toprak mülkiyetinden ayrı olarak düşünülmemiş ve toprağın ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle  toprağın maliki olmak, o toprakla ilintili suyun sahibi olmayı da getirmiştir. Sadece devamlı akan sular özel mülkiyetin dışında bırakılmış ve bu anlayış daha sonraları Pandekt hukukuna hakim olmuş ve Avrupa’da 19. yüzyılda Medeni Kanunların ve daha sonra da İsviçre ve dolayısıyla Türk Medeni Kanununun teorik temelini oluşturmuştur.
Cermen hukukunda su, Roma hukukunun benimsediği sistemin tersi bir anlayışla, kaynaklar ve sular üzerindeki haklar eyaletin tarla ortaklığına dayandırılmıştır. Yani su topluluğun ve eyaletin malı kabul edilmiştir. Bugün aradığımız su hakkı, böyle bir haktır. Fakat Cermen hukukunun temelini oluşturan bu görüş, 16. yüzyılda terk edilerek, Roma hukukunun etkisine girilmiştir[1].
Fransız hukukunda, gemi ve sallarla ulaşıma elverişli sular kamusal alanda kalan sulardan sayılmış ve bunun dışındaki sular, özel sular olarak kabul edilmiştir. Genel sular daha çok kanunda sayma yöntemiyle belirlenmiştir.
Avusturya hukuku da suları, genel ve özel sular olarak ayırmış ve kanunlarında sayma yöntemini benimsemiştir.
İslam hukukunda, arazinin Devletin mülkiyetinde olması ve kişilere sadece yararlanma hakkı verilmesi esas olduğundan, doğal haldeki sular üzerinde özel mülkiyet anlayışı vardı. Suların kullanılma usulleri esasen Devletçe belirlenmiştir. İslam hukukunda örf-adet ve teamül hakim hukuk kaynağı olarak kabul edildiğinden, suların eski (kadim) kullanım biçimine öncelik hakkı tanınmıştır.


  • gplus
  • pinterest

Leave a comment