Ortadoğu’nun su sorunu: ‘Çözüm karşılıklı çıkarlara dayalı işbirliğinin geliştirilmesi’
© REUTERS / Rodi Said

GÖRÜŞ

Hüseyin Hayatsever

NASA’nın yayımladığı bir araştırmaya göre Irak, dünyanın en çok su sıkıntısı çeken yerlerinin başında geliyor. Su sıkıntısının nedeni olarak Türkiye’nin Fırat ve Dicle üzerine kurduğu barajlar gösterilse de uzmanlara göre çözüm, karşılıklı ekonomik çıkarlar gözetilerek yapılacak işbirliğinden geçiyor.

Iraklı çevre uzmanı Latif Abd Salim, “Irak [Türkiye üzerinde] ekonomik baskı kurarak su krizini çözebilir. Türkiye ile Irak arasındaki ticaret hacmi yılda milyarlarca dolara ulaşıyor. Bu, Irak’ın su için sahip olduğu meşru haklarını korumasını sağlayabilir” derken, Türkiye’de su politikaları üzerine araştırmalar yapan Hidropolitik Akademi Merkezi Başkanı Dursun Yıldız da karşılıklı çıkarlara dayalı işbirliğine işaret etti.

 

Dursun Yıldız, “Ülkelerin birbirleriyle olan ilişkilerinin arttırılması yönünde, karşılıklı bağımlılık ilkesinin geliştirilmesi yönünde atılacak olan her adım, ülkeler arası hidropolitiği olumlu etkileyecektir. Petrol de bu konuda en temel doğal kaynaklardan biridir. İki doğal kaynak, su ve enerji kaynağı ülkeler arasındaki işbirliğini, ikili ilişkileri, karşılıklı bağımlılığı arttırabilecek şekilde akılcı bir planlamayla bu sürece katkıda bulunabilir” diye konuştu.Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), yeryüzünde temiz su eksikliğinin en çok hangi bölgelerde yaşandığını gösteren ve 2002-2016 dönemindeki temiz su durumuna dair uydu görüntülerinden oluşan incelemeye dayalı bir araştırma yayınladı. Araştırmada en çok temiz su sıkıntısı yaşanan bölgelerin Suriye ve Irak olduğu görüldü. Bu durumun nedenlerinden biri de Türkiye’nin Fırat ve Dicle nehirleri üzerinde çok sayıda baraj kurması. Nehirler üzerinde son 30 yılda 22 baraj kuruldu.

‘IRAK, TÜRKİYE ÜZERİNDE EKONOMİK BASKI KURARAK SU KRİZİNİ ÇÖZEBİLİR’

Konuyla ilgili Sputnik’e konuşan Iraklı çevre uzmanı, mühendis Latif Abd Salim, “Türkiye’deki bu barajların bir kısmının Arap yatırımcıların çekilmesiyle kurulmuş olması üzücü. Irak [Türkiye üzerinde] ekonomik baskı kurarak su krizini çözebilir. Türkiye ile Irak arasındaki ticaret hacmi yılda milyarlarca dolara ulaşıyor. Bu, Irak’ın su için sahip olduğu meşru haklarını korumasını sağlayabilir. Türkiye için o zaman Irak’ın suyunun önünü kapatmak kârlı olmaz. Irak’ta Türkiye için tarım ürünü yetiştirilirse, Ankara’nın su politikası değişir” ifadelerini kullandı.

‘TÜRKİYE, IRAK’A FIRAT’IN SUYUNUN YALNIZCA YÜZDE 30’UNU BIRAKTI’

Türkiye’nin su politikasının Irak’ı çok zor duruma soktuğunu belirten Salim, şunları söyledi: “Türkler, Irak’ın Fırat ve Dicle nehirleri üzerinde hâkimiyet sahibi olmadığını söylüyor. Fırat nehri, Dicle’ye dökülüyor, bu da nehir havzası oluşturuyor. Böylelikle de suyun kesilmesi için bahane de doğuyor. Fırat üzerinde çok sayıda baraj kurarak, Ankara Irak’a nehirden akan suyun yalnızca yüzde 30’unu bıraktı.”Salim, “Irak için sudan sonra en büyük sorun da Ilısu barajı. Bu proje gerçekleştirilirse, Irak suyunun yüzde 40-45’ini daha kaybedecek. Bunun Irak için felaket düzeyinde sonuçları olacak” dedi.

‘SU SIKINTISININ NEDENİ TÜRKİYE’DEKİ BARAJLAR DEĞİL’

Konuyla ilgili Sputnik’e konuşan ve su politikalarıyla ilgili birçok çalışması bulunan Hidropolitik Akademi Merkezi Başkanı Dursun Yıldız ise Ortadoğu’da ülkeler arasındaki güvensizliğin, su alanındaki uzlaşmayı da engellediğine dikkat çekti.

Daha önce Devlet Su İşleri’nda (DSİ) yöneticilik de yapmış olan su politikaları uzmanı Yıldız, “Türkiye’deki barajların bölgede su sorununa yol açan yapılar olmadığını, aksine, barajların su akışını düzenli hale getirdiğini ifade ederek “Bölgenin su barışı, yaklaşık 30 yıldır Türkiye’nin iyi niyetli çabalarına rağmen oluşmayan işbirliğine kurban gitti. dedi.

“BM’nin 2013 yılındaki raporunda Irak ve Suriye’nin Türkiye’deki barajlara ihtiyacının olduğu, çünkü bu iki nehrin regüle edilmiş nehirler olmadığı ve sularını tarım üretimi döneminin dışında getirdiği açıkça ifade edilmektedir. Bu, Türkiye’nin yazdığı bir rapor değil, 2013 yılında BM’nin yazdığı bir rapor. Ancak Ortadoğu bölgesindeki ülkeler arası güvensizlik, her alanda olduğu gibi su alanındaki barışı da engellemiştir. Bu nedenle Türkiye’de yapılan barajlar, bölgede su sorununu hafifletmek açısından yapılan su yapıları olarak değerlendirilmelidir” diye konuştu.

 

‘İRAN VE IKBY ORTADOĞU SU POLİTİKALARININ YENİ AKTÖRLERİ OLARAK ORTAYA ÇIKTI’

Siyasi belirsizliklerin yanı sıra, gelecekte bölgenin karşı karşıya kalacağı iklim belirsizliğinin su sorununa yeni boyutlar katacağını vurgulayan Yıldız, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Süreç, bölgede suyun yeniden güvenlik politikalarının içine alınmasına doğru hızla kaymaktadır. Türkiye bu belirsizlikten sorumluluğu en az olan ülke olarak kendisine en düşük payı çıkarabilir. Ama sorumluluk aynı zamanda bölgeyi bu belirsiz geleceğe mahkûm eden uluslararası güçlerin de omzundadır. Çünkü Irak ile Türkiye’nin su yönetimi konusunda anlaşamayacakları hiçbir şey yoktur.  Irak’taki durumu zora sokan şey, Dicle Nehri’ne akan yan kollarda İran’da hızla yapılan baraj ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) su kaynaklarını geliştirme projesidir. Bu durum, Irak’ın Dicle’den akan suyunu doğrudan etkileyecektir. Asıl olan, Türkiye’nin barajlarının Ortadoğu’da akan suyu engellemesi değil, Ortadoğu hidropolitiğine çok yeni aktörlerin girme sürecinde olunmasıdır. Bu aktörlerden biri IKBY olarak ortaya çıkmaktadır, İran diğer aktör olarak gündemdedir, Suriye’de hangi aktörlerin ortaya çıkacağı bilinmiyor. Bu durumda Türkiye, bu konuda gelecekte oluşacak olan suyun güvenlikleştirilmesi politikasında en az sorumluluğu olan ülke olarak kalmaktadır. Çünkü Türkiye ‘su barışı sürecini başlatalım’ dediği andan itibaren yaklaşık 30 yıl geçmiştir ve Ortadoğu su barışı iç politika hedeflerine kurban edilmiştir.

 

 

‘HIZLA BİR ARAYA GELMEKTEN BAŞKA BİR ÇARE YOK’

İklim değişikliği nedeniyle su kaynaklarının geleceğinin belirsiz olduğu bir döneme doğru gidildiğini de belirten Yıldız,

“O zaman bu denklemin çözülmesi için hızla bir araya gelinmesinden başka bir yol yoktur. Türkiye’nin önerdiği gibi Türkiye’deki barajları, suyumuzu, toprağımızı ölçelim, sonra birlikte planlayalım yaklaşımına tekrar ihtiyaç vardır, aksi takdirde gelecek Ortadoğu için çok zor olacak” dedi.Ortadoğu’da su meselesi tartışmalarında gündeme gelen “Irak, suya karşılık Türkiye’ye petrol verebilir mi?” sorusunu da yanıtlayan Yıldız, “Bu çok realist bir yaklaşım. Suya karşılık petrol değil ama ülkelerin birbirleriyle olan ilişkilerinin arttırılması yönünde, karşılıklı bağımlılık ilkesinin geliştirilmesi yönünde atılacak olan her adım, ülkeler arası hidropolitiği olumlu etkileyecektir. Petrol de bu konuda en temel doğal kaynaklardan biridir. İki doğal kaynak, su ve enerji kaynağı ülkeler arasındaki işbirliğini, ikili ilişkileri, karşılıklı bağımlılığı arttırabilecek şekilde akılcı bir planlamayla bu sürece katkıda bulunabilir” ifadesini kullandı.

‘KARŞILIKLI ÇIKARLAR, SU SORUNUNUN ÇÖZÜMÜNDE TEMEL ROLÜ OYNAR’

Ülkelerin karşılıklı olarak birbirlerinin çıkarlarını gözetmesi durumunda suyun bir sorun olmaktan çıkarak işbirliği aracı hâline getirilebileceğini ifade eden Yıldız, “Bu çok önemli; sebebi; hidropolitik sorunların çözümünde karşılıklı çıkarlar kesinlikle en temel rolü oynar. Bundan uzak bir hidropolitika uzun süreli yaşayamaz. Petrol olayı bunun bir göstergesi. Tabii ki bölgede istikrara ihtiyaç var. Fakat Ortadoğu’nun bu istikrar oluşana kadar bekleyecek vakti yok. Hidropolitik Akademi’nin yaptığı çalışmalara göre iklim değişikliğinin etkileri 2020 yılından sonra daha çok görülmeye başladığında ülkeler bunun da zorlamasıyla çok daha hızlı bir şekilde bir araya gelme ihtiyacı hissedecekler. Çünkü Suriye’de savaş başlamadan önce ardı ardına üç kurak dönem geçirdiğini unutmayalım” diye konuştu.

 

‘ORTADOĞU, PETROL VE SU KAYNAKLARINI BİRLİKTE YÖNETME İRADESİNİ ORTAYA KOYMALI’

Yıldız, bölge ülkelerinin bir araya gelerek bu sorunu kendilerinin çözmesi gerektiğini vurgulayarak “Ortadoğu, sonuç itibariyle bütün petrol ve su kaynaklarına kendisi sahip çıkıp havza ülkeleriyle birlikte yönetme iradesini ortaya koymalıdır. Bu irade geciktikçe sorun artacaktır. Karşılıklı güven ve karşılıklı çıkar olmadan, su konusu işin içine girmeden hiçbir şeyin olmayacağı bir dönemden geçiyoruz. Petrole karşı su değil konuştuğumuz şey, bu yanlış anlaşılıyor, karşılıklı çıkara dayalı işbirliğinin geliştirilmesinden söz ediyoruz, buna çok dikkat etmek lazım” dedi.

Kaynak: https://tr.sputniknews.com/columnists/201805251033587392-ortadogu-su-sorunu-cozum-isbirligi/


  • gplus
  • pinterest

Yazar

Leave a comment