İSTEDİĞİN GİBİ YAP,

İSTEDİĞİN GİBİ YAP,

İSTEDİĞİN GİBİ AÇIKLA VE “ÖVÜN” !

NASIL OLSA…

Yücel ÇAĞLAR

Nasıl olsa yurttaşlarımızın büyük bir çoğunluğu “anlamıyor”; ağaçlara ve orman ekosistemlerine öylesine tutkun ki ağaçlandırmayı, yapılan ağaçlandırmalara herhangi bir biçimde katkıda bulunmayı kutsal, yanı sıra, ulusal bir görev sayıyor. Ayrıca, kimileri de aynı nedenle ağaçlandırma yapmak ya da yaptırmakla saygınlık kazanacağını düşünüyor. Öyle anlaşılıyor ki siyasal iktidar yurttaşlarımızın bu duyarlılığından da yararlanmaya çalışıyor. Her fırsatta, ağaçlandırma yaptığı alanın genişliğini değil, diktirdiği fidanların sayısını açıklıyor; milyonlarca, milyarlarca “fidanın toprakla buluştuğundan” söz edebiliyor. Nasıl olsa, yurttaşlarımız;

  • nerelerin ne amaçla ve nasıl ağaçlandırıldığını;
  • yapılan ağaçlandırmaların ne denli başarılı olduğunu;
  • başarılı olunan yerlerde zorunlu bakım ve koruma çalışmalarının gerektiğince yapılıp yapılmadığını;
  • bu çalışmaların yol açtığı ekolojik, ekonomik, toplumsal ve kültürel maliyetlerini

hiç sorgulamıyor. Kaldı ki, sorgulamak istese de güvenilir verilere ulaşamıyor. Böylece siyasal iktidarların her türlü yanıltmacasına kolaylıkla inanabiliyor; ağaçlandırma söz konusu olduğunda ise, katkı ya da katılma çağrılarını yanıtsız bırakmıyor; deyim yerindeyse, koşa koşa fidan dikmeye gidiyor. Gitsin kuşkusuz; gitsin ama nerelerin, neden, nasıl ve her türlü maliyetini de sorgulasın. Ağaçlandırma, rastgele nedenlerle, rastgele yerlerde rastgele amaçlarla ve tekniklere yapılabilecek bir etkinlik değildir çünkü. Dahası, yol açabileceği ekolojik, ekonomik, toplumsal ve kültürel olumsuzluklar geri dönüşü ya hiç yoktur ya da çok yüksek maliyetleri gerektirir.

Çocukça bir çaba, başka bir şey değil !

  • “11 Kasım”,
  • “Saat 11.00”
  • “81 il”
  • “2023 nokta”
  • “11 milyon fidan”…

Bunlar, siyasal iktidarın, başta tarım olmak üzere ilgili, sorumlu sayıldığı her alanda “başarıdan başarıya koşan” (!) Tarım ve Orman Bakanlığı’nın,

11 milyon ağacın geleceğe miras bırakılacağı seferberlikle, dünya rekoruna da koşulacak. Türkiye’yi Guinness Rekorlar Kitabı’na taşıyacak ağaçlandırma seferberliğine

ilişkin ““Geleceğe Nefes” başlıklı çağrısında geçiyor. Bu bağlamda az çok bilgili çoğu yurttaşımızın aklına ilk gelecek olanın; “bayram değil, seyran değil; eniştem beni neden öptü ki ?” sözü olsa gerek. Oysa bu çağrı bir gece ansızın gündeme gelmedi: İzmir’de bu yıl 6500 hektar genişliğindeki orman ekosistemlerinin çeşitli düzeylerde zarar görmesine yol açan büyük orman yangınından hemen sonra gündeme geldi: O günlerde Orman Genel Müdürlüğü (OGM) yazılı bir açıklama yaparak;

“…Türkiye’de ağaç ve orman sevgisini arttırmak, toplumun her kesimini çevreye duyarlı bir hale getirmek ve katkı sağlamak özellikle de son zamanlarda çıkan orman yangınları sebebi ile telef olan ağaçların bir kısmını da olsa telafi edebilmek amacıyla çevre farkındalığı yaratmak için rekor fidan dikimi etkinliğini düzenleyeceğini…”

bildirmişti. Çok açık; OGM bu açıklamasıyla, kamuoyunun İzmir’deki büyük orman yangını sırası ve sonrasında görülmedik yoğunluktaki tepkisini göğüslemeye kalkışmıştı. Sonrasındaysa, bu girişim, özellikle tarımdaki “başarılı” çalışmalarıyla Guinness Rekorlar Kitabı’na girmesi beklenen (!) ilgili Bakanın da sahiplenmesiyle şimdilerdeki boyutlarını kazandı.

Kısacası; ülkemizde 11 Kasım’da -neden “11 Kasım”?-, saat 11’de, 2023 – neden “2023”?- ayrı yerde üç saat içinde 11 047 430 – neden “11… milyon”?- fidan dikilecek. Peki, neden? Türkiye’yi Guinness Rekorlar Kitabı’na girmek için ! İlgi duyanların tek yapacağı ise;

“… “Geleceğe Nefes” (gelecegenefes.com) internet sayfası üzerinden Türkiye’nin istediği bölgesinde dikilecek 5 kadar ağaca kendinizin ve aile bireylerinizin isimlerini vererek fidan sahiplenmek ya da bağışta bulunmak.”

Her fidan için Ormancılığı Geliştirme ve Orman Yangınlarıyla Mücadele Hizmetlerini Geliştirme Vakfı’na (OGEM-VAK)*  10.- TL bağış yaparsanız bu “çorbaya” (!) sizin de bir katkınız olabilir. “Sahiplenilen” fidan sayısının şimdiden – 9 Kasım günü saat 10.00 itibariyle…- 13 368 189 olduğuna bakılırsa yurttaşlarımız bu çağrıyı yanıtsız bırakmamış! Bırakmasın kuşkusuz.

Öte yandan, ilgili Bakanın konuyla ilgili açıklamasından öğrendik bir değil, iki rekor hedefleniyormuş. Açıklama şöyle;

Bu büyük fidan dikme seferberliğini anlatırken hep ‘Dünya rekoru kıracağız’ demiştik. Bu seferberliği uluslararası düzeyde bir rekor ile de taçlandırmak istiyoruz. Geleceğe Nefes Seferberliği Türkiye’ye bir değil 2 Guinness Dünya Rekoru getirecek. Çorum’da hazırladığımız dikim alanında Guinness hakemlerinin gözlemciliğinde halen 232.647 adet fidan ile Endonezya’ya ait ‘1 saatte en fazla fidan dikme’ dünya rekorunu, 1 saat içinde bundan daha fazla fidan dikerek Türkiye adına tescil ettireceğiz.”

Oysa, belki ilgili Bakanın da haberi yoktur: Ülkemiz ormancılık alanında başka rekorlar da kırmıştır. Sözgelimi, ülkemiz, “devlet ormanı” sayılan arazilerdeki doğal orman ve maki ekosistemlerinde en çok,

  • maden, taş, mermer ocağının açılmasında,
  • Savunma, ulaşım, enerji, haberleşme, su, atık su, petrol, doğalgaz, altyapı, katı atık bertaraf ve düzenli depolama tesislerinin; baraj, gölet, sokak hayvanları bakımevi ve mezarlıkların; Devlete ait sağlık, eğitim, adli hizmet ve spor tesisleri ile ceza infaz kurumlarının ve bunlarla ilgili her türlü yer ve bina” ile araştırma, ulaştırma yapıları ve eklentileri, turizm, HES, RES vb tesislerin kurulmasında;
  • özel ağaç tarlalarının, zeytinliklerin, bademliklerin, kestaneliklerin, cevizliklerin oluşturulmasında, yanı sıra, tarım arazileri, yerleşme yerleri açılmasında da

Guinness Rekorlar Kitabı’na girebilecek başarımlara (!) ulaşmış olabilir. Ancaaak…

Ancaaaak…

Gerek Tarım ve Orman Bakanlığı’nın gerekse OGM’nin kamuoyuna yaptıkları açıklamalardaki dil/söylem yanlışları bir yana bırakılırsa, öngörülenin tümüyle gerçekleşmesi durumunda bile bunun, deyim yerindeyse, “ürküttüğü kurbağaya değip değmeyeceğinin” sorgulanması gerekiyor. Ne var ki ortada bu sorgulamanın gerektiğince yapılabileceği bir proje yoktur; varsa da kamuoyuna açıklanmamıştır. Öyle anlaşılıyor ki, çağrı konusu ağaçlandırmalar gösterişli yarışmacı etkinliklerle geçiştirilecektir. Şimdiden çoğu ilde, öngörülen “sahiplenilen fidan” sayılarında hedefler çoktan aşılmıştır. Bu aşımlar, örneğin Manisa’da %68, Isparta’da %62, Bingöl’de %58, Tuncel’de %67, Edirne’de %53 düzeyine ulaşmıştır. Oysa, bu aşımlar bile, öngörülen etkilerin ağaçlandırma çalışmalarının yerindeliği yönünden başlı başına sorgulanması gereken bir durumdur. Çünkü:

  • Ağaçlandırma yapmak, gerçekten de son derece “ciddi” bir süreçtir; fidan dikmek ise bu sürecin göreceli olarak hem en kolay hem de en özenli biçimde yapılması gereken işlemlerinden birisidir. Bu işlemin yediden yetmişe, gerektiğince eğitimsiz kişilerin yarışmacı çabalarıyla gerçekleştirilmemesi gerekir. Gerçekleştirilirse eğer, kaynak savurganlığı, dahası ekolojik olumsuzluklara yol açabilir.
  • Ağaçlandırma sürecinin göreceli olarak en zor işlemi ise ağaçlandırmaların nerelerde, özellikle de ne amaçla yapılacağı; ağaçlandırılan alanın nasıl korunacağı, bakım çalışmalarının kimler tarafından nasıl yapılacağıdır. İlgili Bakanlık ile Genel Müdürlüğün çağrılarında bu konuda herhangi bir açıklama yoktur. Öyle anlaşılıyor ki, söz konusu çağrı üzerine dikilecek fidanlar da tıpkı Kenan Evren’in “Atatürk Ormanı”, OGM’nin “hatıra ormanı” ve karayolu ağaçlandırmaları, Bayan Erdoğan’ın öncülüğünde yürütülen “her köye bir orman” vb popülist çalışmalarında olduğu gibi yazgılarına terk edilecektir: Başka bir söyleyişle; yine tam anlamıyla, deyim yerindeyse, “saldım çayıra, Mevla’m kayıra” durumları yaşanabilecektir.
  • OGM’nin verilerine göre ülkemizde yılda ortama 350 milyon orman ağacı fidanı üretiliyor; tümüne yakını zaten hukuksal olarak “orman” sayılan arazilerde her yıl ortalama 40 bin hektar alan ağaçlandırılıyor. Bu amaçla ağaç türüne, yaşına vb özelliklerine göre değişmekle birlikte bu alanlarda yılda hektara ortalama 1500-1600 olmak üzere toplam 60-65 milyon fidan dikiliyor. Bu sayılar göz önünde bulundurulduğunda “Geleceğe Nefes” çağrıyla 7000-7500 hektar ağaçlandırılabilecektir; ki, bu da, deyim yerindeyse, bu denli “şamatayı” hak edebilecek bir işlem değildir. Başka bir söyleyişle; Geleceğe Nefes” çağrıyla yapılabilecek ağaçlandırmalar OGM’nin her yıl yaptığının % 17-18’i düzeyinde olacaktır. Demek oluyor ki, “Geleceğe Nefes” çağrısıyla yapılacak ağaçlandırmanın ne alan genişliği ne de dikilen fidan sayısı yönünden ülkemiz için bile bir olağanüstülüğü yoktur. Olağanüstülük varsa o da belki 11 milyon fidanın 2023 ayrı yerde aynı üç saat içinde dikilmesi olacaktır.

Çok açık: Böylesine çocukça bir girişim için bu denli büyük harcamaların yapılması tam da bu siyasal iktidara özgü bir savurganlık olacaktır.

Kısacası, ilgili Bakanlık ile Genel Müdürlüğün “Geleceğe Nefes” başlıklı ağaçlandırma çağrısı, başta İzmir’deki büyük orman yangının söndürülmesindeki yetersizliklerin unutturulması olmak üzere siyasal iktidarın kamuoyunu oyalama amacının ürünü, son derece çocukça bir girişimdir. Öngörülenlerin gerçekleşmesi durumunda ilgili Bakanın, yanı sıra, Genel Müdürün yüksek başarılarına (!) bir yenisinin eklenmesinden başka bir getirisi olmayacaktır. Ancak ne yazık ki, kaynak savurganlığının yanı sıra ağaçlandırma yapmanın saygınlığına zarar verebilecek, dahası, ekolojik sorunlara da yol açabilecektir. Çok yazık, çok !

Gerek var mıydı?

Demek ki varmış: 6 Kasım 2019 günü yayımlanan 2019/24 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi’ne göre;

“…ekonomik, ekolojik ve sosyal açıdan büyük öneme sahip olan ormanlarımızı korumak, sürdürülebilir şekilde yönetmek ve gelecek nesillerimiz için yurdumuzu daha sağlıklı ve yaşanabilir kılmak amacıyla, milletimizin de desteğiyle her yıl 11 Kasım gününün “Milli Ağaçlandırma Günü” olarak kutlanması uygun görülmüştür.”

Bu gelişme, bir yurttaşımızın geçen Temmuz ayında yaptığı “tivitli” bir önerinin Sayın Cumhurbaşkanı tarafından da benimsenmesi üzerine gündeme gelmiştir. Öneri;

Biz her zaman yemyeşil bir Türkiye için çalıştık, çalışıyoruz. Milli bir ağaçlandırma bayramımızın olması için de ben ve arkadaşlarım her zamanki gibi üzerimize düşeni yapacağız.”

açıklamasıyla karşılanmış, gereği de yapılmıştır. Oysa ülkemizde 6831 sayılı Orman Kanunu’nun en son 1986 yılında düzenlenen 62. Maddesine göre; “Ağaç sevgisinin yayılmasını ve kökleşmesini teminen Orman genel Müdürlüğü gerekli yayın ve propagandayı yapar.” Gerçekte OGM, en azından Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana, özellikle “Orman Haftası” olarak nitelendirilen 21-26 Mart günlerinde yurdun her yanında “Ağaç Bayramı” adı altında çeşitli etkinlikler düzenleniyordu. Ayrıca, 1995 yılında 4122 sayılı Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Seferberlik Kanunu çıkarılarak ülkemizde akla gelebilecek her türlü kurum ve kuruluşun ağaçlandırma yapması zorunlu kılınmıştır.  Ne var ki bu yasa, 2008-2012 dönemini kapsayan Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Seferberlik Eylem Planı dışında hemen hemen hiç uygulanmamıştır.

Kısacası; “Milli Ağaçlandırma Günü” de siyasal iktidarın çokça başvurduğu her türlü yerleşik olumlu geleneği ve uygulamayı sahiplenme çabasının bir ürünü olarak değerlendirilebilir. Bu noktada; “- Peki, öyle de olsa, bunun kime ne zararı olur ki?” diye düşünenler de çıkabilecektir kuşkusuz. Hiç kimseye bir zararı olmaz kuşkusuz. Ancak böylesi yaklaşımlar ve uygulamalar çeşitli yönlerden “kaş yaparken göz çıkarılmasına”; sözgelimi kamusal kaynakların savurganlığına, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının gerektiğince ağaçlandırma yapma sorumluluğunun gözlerden kaçırılmasına; ağaçlandırma çalışmalarının sıradanlaştırılmasına yeni boyutlar kazandırabilecektir.

***

Yardımlaşma, gerektiğinde devlete destek olmak, uzunca bir zamandır, yurttaşlarımızın benimsediği olumlu bir gelenekti. Ancak bu gelenek de, 1980’den sonra “neoliberal” sayılan yaklaşımların, düzenlemeler ile uygulamaların yaygınlaşmasına koşut olarak giderek silinmektedir. Öyle ki, artık,  kamunun, özellikle devletin sorumlulukları her alanda azaltılmış; yandaş, çoğunlukla da dinci temelli  “sivil toplum kuruluşlarını” öne çıkarma çabaları her alanda kurumsallaştırılmıştır. “Geleceğe Nefes”, “Milli Ağaçlandırma Günü” vb etkinlikler de siyasal iktidarın toplumun duyarlılıklarının görece olarak yüksek olduğu alanlarda yoğunlaştırdığı bu yöneliminin bir örneğidir.

 

*  Kuruluş senedinin 8. Maddesinde göre Orman Bakanı, Orman Bakanlığı Müsteşarı, Orman Genel Müdürü (Vakıf Genel Başkanı), Orman Genel Müdür Yardımcıları, Daire Başkanları, Teftiş Kurulu Başkanı ve 1. Hukuk Müşaviri ile Orman Bölge Müdürleri OGEM-VAK’ın “Koruyucu Üyeler” (!) sayılmıştır.

 


  • gplus
  • pinterest

Author