İnsanlığın temel kaynak ihtiyacı güvenliği nasıl karşılanacak  

 

Entegre ve tutarlı yönetim yaklaşımları gerekli

Güncel analizler, Avrupa’nın gıda, su, enerji ve materyal ihtiyacını karşılayan kaynak kullanım sistemlerinin birbirlerine güçlü bir şekilde bağlı olduğunu vurgulamaktadır. Bu karşılıklı bağlılık, söz konusu sistemlerin temelinde yatan

etmenler, yarattıkları çevresel baskılar ve etkileri bakımından görülebilir. Bu durum, entegre eylem yaklaşımlarının değerini daha fazla vurgulamaktadır

(EEA, 2013f).

Örneğin pestisitlerin ve yapay gübrelerin aşırı miktardaki kullanımı, yer üstü ve yer altı su kaynaklarını kirletir ve bunun sonucunda içme suyu kalitesini korumak için maliyetli önlemler alınmasını zorunlu kılar. Tarım amaçlı sulama, su gerilimini  arttırabilir, ziraat ve kanalizasyon modelleri ise bölgesel sel risklerini etkileyebilir.

Tarımsal üretim sera gazı emisyonlarını etkilemekte, bu da iklim değişikliğini tetikleyici bir etken olmaktadır. Kentleşme de habitat parçalanması ve biyolojik çeşitlilik kaybı yönünde, ayrıca artan sel riski kaynaklı olarak iklim değişikliği karşısında hassasiyet etkileri yaratmaktadır. İnşaat yöntemleri ve yerleşim modellerinin çevre üzerinde doğrudan etkisi, enerji ve su kullanımı üzerinde ise dikkate değer etkileri vardır.

Barınmanın kullanım aşamasından (ısıtma, taşınma) kaynaklanan çevresel baskılar göz önünde bulundurulduğunda, barınma ve enerji kullanımı arasında belirgin bağlantılar vardır.

Bu karşılıklı bağlılık sebebiyle, söz konusu zorlukları ele alma girişimleri, alanlardan birine yönelik baskıları hafifletme amaçlı önlemlerin genellikle başka alanlardaki basıkları arttırmasına bağlı olarak, istenmeyen sonuçlar doğurabilir.

Örneğin, ürün yetiştirmede biyoenerjiye geçilmesi, sera gazı emisyonlarını azaltabilirken, toprak ve su kaynakları üzerindeki baskıyı arttırabilir ve biyolojik çeşitliliği, ekosistem işlevlerini ve arazinin görünümü potansiyel olarak etkileyebilir.

Çok sayıda hasıla ve maliyet dengesi ile ortak fayda durumunu yönetmek için entegre bir yanıt gerekmektedir, ancak Avrupa düzeyinde bu meselelere hitap etme amaçlı mevcut politika seçenekleri büyük oranda birbirlerinden bağımsızdır. Söz konusu seçenekler, daha entegre bir mekansal ve zamansaperspektif kapsamında uygulanmaları halinde, ekosistem tabanlı yönetim ile toprak kullanım planlamasını bir araya getirerek daha faydalı olacaktır. Bu tür bileşik bir müdahalenin temel odağı tarım politikası olabilir çünkü mevcut teşvikler ve destek yapılarının mutlaka kaynak verimliliği prensiplerince temelinin oluşturulduğu söylenemez (Kutu 6.2). perspektif kapsamında uygulanmaları halinde, ekosistem tabanlı yönetim ile toprak kullanım planlamasını bir araya getirerek daha faydalı olacaktır. Bu tür bileşik bir müdahalenin temel odağı tarım politikası olabilir çünkü mevcut teşvikler ve destek yapılarının mutlaka kaynak verimliliği prensiplerince temelinin oluşturulduğu söylenemez (Kutu 6.2).

 Küreselleşen üretim-tüketim sistemleri, politika alanında büyük zorluklar yaratmaktadır

Avrupa’nın mal ve hizmet talebini karşılayan üretim ve tüketim sistemlerinin giderek artan karmaşıklığı ve büyüyen ölçeği, politika oluşturma ve işletmelerin yanı sıra yenilik fırsatları bakımından da büyük zorluklar yaratmaktadır. Birçok mal ve hizmete yönelik üretim-tüketim sistemleri, teşvikler, tüketici tercihleri, çevresel standartlar, teknolojik yenilikler, taşımacılık altyapısının gelişimi ve ticaretin liberalleşmesinin bir araya gelmesinin etkisiyle, dünyayı dolaşarak çok sayıda aktörü kapsar hale gelmektedir (EEA, 2014f).

Tedarik zincirlerinin küreselleşmesi, satın alma kararlarının toplumsal, ekonomik ve çevresel etkilerine yönelik tüketici bilincini alt seviyelere düşürebilir. Bu durum, özellikle son ürün pazar fiyatlarının tipik olarak değer zinciri boyunca doğan bütün maliyet ve faydaları yansıtmamasından ötürü, tüketici seçimlerinin çevresel ve toplumsal olarak istenmeyen sonuçlar yaratabileceği anlamına gelmektedir.

Avrupa’nın gıda, elektrikli ve elektronik mal ile kıyafet taleplerini karşılayan üretim-tüketim sistemleri üzerine kısa süre önce yapılmış bir analiz, tedarik zincirleri boyunca doğabilecek çevresel ve sosyoekonomik maliyet ve faydaların bir araya geldiğinde ne kadar karmaşık bir durum sergilediğini göstermektedir

(EEA, 2014f). Bu sistemler bilhassa küresel niteliktedir ve AB bu malların ithalatına ciddi ölçüde bağımlıdır. Gelişen uluslararası ticaret, Avrupalı tüketiciler için çeşitli faydalar sağlamıştır. Ancak bu gelişme aynı zamanda Avrupa’da tüketim ile bağlantılı çevresel ve toplumsal sorunların tanımlanmasını ve etkili bir şekilde yönetilmesini engellemektedir.

Üretim-tüketim sistemleri birden fazla ve kimi zaman da karşıt işlevlere hizmet edebilir (bkz. Bölüm 4.11). Bu da, söz konusu sistemlerde yapılan değişikliklerin kaçınılmaz olarak hasıla ve maliyet dengesi durumlarını ortaya çıkaracağı anlamına gelmektedir. Sonuç olarak, farklı gruplar değişimi kolaylaştırma veya değişime direnme yönünde çelişen teşvikler gütmeye meyillidir ve değişim durumlarında potansiyel kaybedenlerin sesi genellikle kazananların sesinden daha gür çıkmaktadır (EEA, 2013k).

Entegre bir perspektifin benimsenmesi, üretim-tüketim sistemlerinin bütünüyle anlaşılmasını sağlayabilir: Yapılandırdıkları teşvikler, yerine getirdikleri işlevler, sistem unsurlarının birbirilerini etkileme şekilleri, oluşturdukları etkiler ve yeniden yapılandırma fırsatları (EEA, 2014f). Yaşam döngüsü tabanlı düşünme gibi entegre yaklaşımlar, aynı zamanda bir alanda yaşanan iyileşmelerin (daha verimli üretim gibi), diğer alanlardaki değişiklikler (artan tüketim gibi) tarafından bastırılmamasını sağlamaya yardımcı olmaktadır (bkz. Bölüm 4.11).

Devletin, üretim-tüketim sistemlerinin sosyoekonomik ve çevresel etkilerini yönetme amaçlı girişimleri pek çok engelle karşılaşabilir. Avrupalı politika üreticilerinin, taviz durumlarını ele alma ve son derece karmaşık tedarik zincirleri ile bağlantılı etkileri izleme konusunda karşılaştıkları zorluğa ek olarak, dünyanın diğer bölgelerinde bu etkilere tesir etme yönünde nispeten dar bir fırsat alanına sahiptir.

Avrupa’da politika çerçevesi çoğunlukla Avrupa sınırlarında ortaya çıkan etkilerin yanı sıra, sistemler ile ürünlerin üretim ve yaşam sonu aşamalarını hedef almaktadır. Ürünlerin ve bunların tüketiminin çevresel etkilerini ele alan politikalar henüz erken aşamalardadır, elektrikli ve elektronik malların enerji verimliliğini ele alan politikalar bu durumun dikkate değer bir istisnasıdır.

Eko etiket gibi bilgi tabanlı araçların kullanımı, kısmen, uluslararası ticaret yasasının ithalata yönelik üretim yöntemlerini etkileyecek düzenlemeler ve pazar araçlarının kullanımını sınırlandırması nedeniyle, ağır basmaktadır. Genel bir zorluk, üretim-tüketim sistemlerini ve bu sistemlerin toplumsal ve çevresel zararlarını azaltacak şekilde yeniden yapılandırmanın ve bunların faydalarını muhafaza etmenin veya arttırmanın yollarını bulmaktır.

Kaynak: AÇA, 2015. Avrupa’da Çevre: Durum ve Genel Görünüm 2015 – Sentez raporu.

Avrupa Çevre Ajansı, Kopenhag.


  • gplus
  • pinterest

Yazar

Leave a comment