GIDA GÜVENLİĞİ VE GÜVENCESİ AÇISINDAN 2050 PERSPEKTİFİ

Prof. Dr. Nevzat Artık – Prof. Dr. Erdoğan Güneş – Prof. Dr. Ufuk Tansel Şireli – Prof. Dr. Ender Sinan Poyrazoğlu – Prof. Dr. Atila Yetişemiyen 

 Ankara Üniversitesi Gıda Güvenliği Enstitüsü
Son yıllarda global ve ulusal düzeyde piyasalarda yaşanan gıda fiyatlarındaki keskin artışlar, aç ve yetersiz beslenen kişi sayısında görülen artış, küresel gıda sisteminin kırılganlığını, politikacıların ve kamuoyunun farkındalığını artırmıştır. Bu farkındalık, uzun vadeli etkin talep büyümesini, dünya tarımındaki çeşitli risk faktörlerine karşı daha dirençli bir sistemin hazırlanmasını ve artan dünya nüfusunun üretken olmasını sağlamak için siyasi irade ve etkili eyleme dönüştürülmelidir. Böylece yeterli gıdaya erişim, bugün ve gelecekte de sürdürülebilir bir yapıya kavuşacaktır.

Bu yüzyılın ilk yarısında, biyoenerji ve diğer endüstriyel amaçlar için de kullanılmaya başlayan gıda, yem ve lifli besinlere ilişkin küresel talebin %70 oranında büyümesi beklenmektedir. Bu, yeni ve geleneksel talepler dolayısıyla zaten sınırlı olan tarımsal kaynaklar üzerinde giderek büyüyen bir baskı oluşturacaktır. Kentsel yerleşim alanlarının artması ile kültürler, kendi aralarında toprak ve su için rekabet etmek zorunda kalacaklar ve gıda, iklim değişikliğinin azaltılmasına katkı ve adaptasyon, doğal çevre ve biyolojik çeşitliliğin korunması gibi diğer önemli alanlarda da önem taşıyacaktır. Bu taleplere cevap verebilmek adına çiftçiler, daha az kişi ve daha az toprak ile daha fazla üretim yapabilmek için yeni teknolojilere ihtiyaç duyacaklardır. Aksi halde artan dünya nüfusu için birçok gıdada “gıda güvencesi” açısından problem yaşanması olasıdır.
2050’ye bu bakış açısı beraberinde, şu önemli soruları gündeme getirmektedir:
•Yeterli tarımsal üretim potansiyeli sağlamak için mevcut kamu ve özel sektör yatırımlarının durumu,
•Doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı, pazarlar için altyapı,
•Teknolojik devrimler için bilgi, iletişim ve araştırma gelecek için yeterli mi?
•Kaynaklar, yeni teknolojiler ve destek hizmetleri onlara en çok ihtiyacı olan yoksul kişiler tarafından kullanılabilir olacak mı?
•Tarım konusunda, iklim değişikliği ve artan enerji kıtlığı zorluklarını karşılamaya yardımcı olabilecek ne gibi taahhütler gerekiyor?
•En yüksek nüfus artış oranlarına, iklim değişikliklerinin en ağır etkilerine ve HIV / AIDS hastalıklarının en ağır yüküne sahip olan Afrika kıtasının güney bölgesinde gıda güvenliğini sağlamak için neler yapılabilir?
Bu konuyu ele almak ve ilişkili soruları göz önünde bulundurmak için FAO, 2009 yılı Haziran ayında Roma’da üç günlük bir Uzmanlar Toplantısı düzenledi. Bu toplantı neticesinde elde edilen önemli bulguları içeren doküman ile 12-13 Ekim 2009 tarihlerinde Roma’daki FAO Genel Merkezi’nde toplanan, “2050 yılında Dünyada Beslenme” konulu Yüksek Düzeyli Uzmanlar Forumu için temel bir alt yapı olarak hizmet verilmesi hedeflenmiştir.
Haziran ayındaki uzmanlar toplantısında 9 milyarı geçmiş bir dünya nüfusunun ihtiyaçlarını karşılamak için 2050 yılında yeterli gıda üretiminin mümkün olacağı konusunda katılımcılar arasında görüş birliğine varılmış, ancak bunun belirli koşulların sağlanması ve bu yönde politik kararların alınması halinde mümkün olacağı belirtilmiştir.
Beklenen gıda ihtiyaçlarının sürdürülebilir bir şekilde karşılanmasında başarılı olunması için gerekli olan iki temel koşul belirlenmiştir.
•Sürekli verimlilik artışı için araştırma ve geliştirmeye yönelik yatırımların artması, kurumsal altyapı reformları, çevresel hizmetler ve sürdürülebilir kaynak yönetimi.
•Politikalarda sadece arz büyümesine değil, aynı zamanda dünya üzerindeki yoksul kişilerin aktif ve sağlıklı bir hayat sürdürebilmesi için gereken gıda erişimi konusuna odaklanılması.
2050’ye Doğru Gıda Güvenliği’ne Bakış
2050’ye doğru gıda güvenliğine bakış konusunda uzman görüşlerinin kilit mesajı; öngörüler doğrultusunda 9,1 milyar insanın yaşadığı bir dünyada tüm nüfus için gıda güvenliğinin sağlanabilmesinin, uygun politikaların uygulanması ve bir dizi koşulun sağlanması ile mümkün olacağıdır.
Değişen Sosyo-ekonomik Çevre
Artan gıda talebinin temel sosyo-ekonomik faktörleri; nüfus artışı, artan kentleşme ve artan gelir düzeyleridir. Nüfus artışı ve kentleşmenin gelecekteki gelişimi, büyüklüğü, niteliği ve bölgesel modeli hakkında oldukça az miktarda belirsizlik söz konusudur.
BM nüfus beklentilerinin (orta varyant) en son revizyonuna göre, bugün 6.8 milyar olan dünya nüfusunun %34 oranında büyüyerek 2050 yılında 9.1 milyar olması bekleniyor. Önceki 50 yıl ile karşılaştırıldığında, nüfus artış oranları önemli ölçüde yavaşlayacak, ancak mutlak şekilde 2050 yılında günümüze göre 2.3 milyar daha fazla insan yeryüzünde yaşamaya başlayacaktır. Neredeyse tüm bu nüfus artışı, dünyanın bugün gelişmekte olan ülkelerini kapsayan bölümünde yer alacaktır. %120 oranındaki en büyük nispi nüfus artışı ise bugün az gelişmiş ülkelerde beklenmektedir.
Şekil 1: Gelişmiş ve gelişen ülkelerde nüfus artışı (1965-2050)
Kaynak: Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal İşler Nüfus Bölümü (2007)
Dünya nüfus artışının tümü kentsel alanlarda yer alacaktır. 2050 yılında dünya nüfusunun %70’inden fazlasının kentsel alanlarda yaşayacağı beklenmektedir. Kentleşme, yaşam tarzlarına ve tüketim kalıplarına da değişiklikler getirecektir. Gelir artışı ile birlikte gelişmekte olan ülkelerde süregelen gıdaların çeşitlendirilmesi hızlandırılabilir. Tahıl ve diğer temel gıdaların payları azalıyor olsa da sebze, meyve, et, süt ve balık miktarı artacaktır. Yarı işlenmiş veya hazır yemeklere karşı artan talebe yanıt verebilmek için, market zincirlerinin tüm yapısının süpermarket zincirlerine yönelik dinamik değişiminin devam etmesi muhtemeldir. Kentsel nüfusun payı giderek artarken, kırsal alanlar oldukça uzun bir süre için yoksul ve aç çoğunluğa ev sahipliği yapacaktır. Günümüzde bile, bir milyar kişi temel gıda ihtiyaçlarını karşılayamamaktadır. İnsanlar, sıcak noktalar ve ekolojik olarak hassas alanlarda yaşayabilmek için yüksek nüfus koşulları ve kötüleşen ekosistemler ile başa çıkmak zorunda kalacaktır.
Şekil 2: Gıda tüketiminde küresel ilerleme
Kaynak: FAO (2002)
Gıda talebinin gelecekteki artışının, nüfus artışının yavaşlamasına, birçok gelişmekte olan ülkede güçlü bir gelir artışı sağlanmasına ve kentleşmeye, özellikle kalabalık ülkelerde beslenme yapılarının değişmesine, gelişmekte olan birçok ülkede gıda doygunluğuna etkisi olacaktır. Küresel talebin büyüme oranı açık bir şekilde önceki yıllara göre daha düşük olacaktır. Bununla birlikte, öngörülen toplam talep artışı, ana modeller arasında sadece küçük farklılıklar ile mutlak anlamda hala önemli olacaktır.
2050 Doğal Kaynak Tabanı – Talepleri karşılamak için yeterli toprak, su ve genetik çeşitlilik olacak mı?
Geçtiğimiz 50 yıl ile karşılaştırıldığında, doğal kaynaklar üzerinde yapılan inşa oranı – toprak, su, biyolojik çeşitlilik – önümüzdeki 50 yıl içinde değişmiş olacak. Bu nedenle gıda ve yem talebindeki büyüme yavaşlayacaktır. Ancak, biyoyakıt için tarımsal hammadde kullanımı ve sürekli çevre bozulması ters yönde ilerleyecektir.
Gıda ve yem için toplam talep yavaşlasa bile, sadece beklenen gıda ve yem talebini karşılamak için 2050 yılına kadar küresel gıda üretiminde yaklaşık 1 milyar ton tahıl ve 200 milyon ton et içeren %70 gibi önemli bir artış gerekmektedir.
Dünyada, teorik olarak ekilebilir alana dönüştürülebilir önemli derecede arazi rezervi vardır. Ancak, bu durum gerçekleştirilebilir ölçüde oldukça sınırlıdır. Bunun ilk nedeni, önemli ölçüde ekolojik işlevleri olan toprakların günümüzde ekili olmamasıdır. İkincisi ise bu topraklar çoğunlukla, ulaşım ve altyapı eksikliği olan ve kısa vadede bu toprakların kullanımını sınırlayan Latin Amerika ve Güney Afrika’da sadece birkaç ülkede bulunmalarıdır. Bu sınırlamaları dikkate alarak hazırlanan FAO projelerine göre 2050 yılında ekilebilir arazi alanı 70 milyon hektar ya da yaklaşık %5 oranında genişletilmiş olacaktır.
 
Kaynak: Bruinsma (2009)
Gerekli üretim artışı için kullanılabilir tatlı su rezervleri, benzer bir durum göstermektedir. Küresel ölçekte yeterli kapasite bulunmasına karşın oldukça dengesiz bir şekilde dağılmıştır. Sulu tarım, ekilebilir toprakların beşte birini kaplamakta ve bitkisel üretiminin yaklaşık %50’sine katkıda bulunmaktadır. Bu nedenle, son derece verimlidir. Su kıtlığı tehlikeli seviyelere ulaşan ülke sayısı giderek artmakta, 1.4 milyar insan yer altı suyu seviyelerindeki alanlarda yaşamaktadır. Su kıtlığı, özellikle Yakın Doğu/Kuzey Afrika ve Güney Asya bölgelerinde belirgindir ve birçok bölgede iklim değişikliğinin bir sonucu olarak kötüye gitme eğilimi göstermektedir. Kaynaklar, birçok alanda kısıtlı olmasına rağmen, su kullanım etkinliğini artırmak için birçok fırsat bulunmaktadır.
Tarım ve gıda üretimi için bir başka önemli kaynak olan biyoçeşitlilik, günümüzde kentleşme, ormansızlaşma, kirlilik ve sulak alanların dönüşümü gibi tehditlerle karşı karşıyadır. Tarımsal modernizasyon sonucunda beslenme ve nüfus yoğunluğundaki değişiklik, insanoğlunun yiyecek temini için sahip olduğu tarımsal biyolojik çeşitliliğin azalma miktarına bağlıdır. Bitki ve hayvan genetik kaynakları ve gelecek seleksiyon için gereken doğal ekosistemler hızla azalmaktadır. Tüketilen hayvansal proteinin %90’ını sağlayan hayvanların bir düzine türü ve insan beslenmesinde bitki bazlı kalorinin yarısını sağlayan dört bitki çeşidi global olarak tükenmiş durumdadır.
Gıda Güvenliği Potansiyeli
Gelecekteki sosyo-ekonomik ortam, durum ve doğal kaynak tahminleri nasıl ve hangi koşullar altında gelecekteki gıda talebinin temin edilebileceği ve gıda güvenliğinin nasıl elde edilebileceği sorularını gündeme getirmektedir.
FAO’nun temel tahminlerine göre, toprak ve su kullanımı artışı ve verimlilik gelişimindeki gerçekçi oranlar göz önüne alındığında, 2050 yılında öngörülen dünya nüfusunun gıda ve yem talebini karşılamak mümkün olmaktadır. Bununla birlikte, bu ortamın sağlanması kendiliğinden olmayacak ve bazı önemli sorunlarla baş edilmesi gerekecektir.
Küresel düzeyde, ortalama günlük kalori miktarının kişi başına 3050 kcal olması için küresel tahıl üretiminin genel olarak %40 oranında artması zorunludur. Biyoyakıtların kullanımı tüm bu koşulları değiştirme ve enerji fiyatları ve hükümet politikalarına bağlı olarak dünya talebini daha da yükseltme potansiyeline sahiptir. Biyoyakıt hesaba katılmadığında ise tahıl talep artışının çoğu hayvansal ürünlerin artan tüketimini desteklemek önemli düzeyde hayvan yemine bağlı olacaktır. Örneğin şu anda kişi başına 41 kg olan (gelişmekte olan ülkelerde 30 ila 44 kg’dan itibaren) et tüketimi, 2050 yılında 52 kg’a yükselecektir. Bu düzey, önemli hayvansal gıda ihtiyacı olacağının kanıtıdır.
2050 yılına bu persektiften bakıldığında, kişi başına düşen gıda kullanılabilirlik seviyesi, ülkeler arasında daha yüksek seviyelerde farklılık gösterecektir. Endüstriyel ülkelerde yaklaşık  3600 kcal/kişi/gün ortalama uygunluk seviyelerine; grup olarak gelişmekte olan ülkelerde ise yaklaşık 3000 kcal seviyelerine ulaşılabilecektir.
Şekil 5: Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kişi başına gıda kullanılabilirlik düzeyi
Kaynak: FAO
Ülkeler, bu gıda kullanılabilirlik seviyelerine ulaşmak için ya üretimi ya da gıda ithalatını artırabilir veya her ikisinin kombinasyonunu gerçekleştirebilir.  FAO’nun 2050’ye yönelik uzun vadeli tahminlerine göre, bugünkü gelişmekte olan ülke grupları kendi üretimlerini genişleterek öngörülen tüketim artışını karşılamayı hedeflemektedir. Ancak bu ülkelerde de önemli ölçüde gıda ithalatı artacaktır. Örneğin, gelişmekte olan ülkelerin 2008/09 yılındaki 135 milyon olan net hububat ithalatının; iki kattan fazla artarak 2050 yılında 300 milyon metrik ton olacağı tahmin edilmektedir. Gelişmiş ülkelerde buna göre ihracat potansiyelini artırmak mümkün olacaktır. Gelişmekte olan ülkeler de bitkisel yağlar ve şeker gibi diğer gıda ürünlerinin net ihracatçısı olarak büyüme gösterecektir. Yine biyoyakıtlar, biyoyakıt hammaddesi olarak kullanılan her üç emtia grubuna ilişkin beklentileri değiştirme potansiyeline sahiptir.
 
Kaynak: FAO (2006)
Bu bolluk dünyasında aç insanların varlığı yalnızca utanç verici ve insanların yeterli beslenme hakkının ihlali değil, aynı zamanda büyük ekonomik maliyetler ve ciddi bireysel verimlilikten ödün vermeyi beraberinde gerektirecektir. FAO’nun tahminlerine göre, WFS’nin amaçları gerçekleşir ise 2015 yılına kadar aç insan sayısı yarı yarıya azalacaktır.
Gelişmekte olan ülkelerin önemli bir kısmı, gıda güvenliğini iyileştirme konusunda başarı kaydetmiştir. Bu ülkelerin siyasi istikrar, iyi yönetim, güçlü ekonomik büyüme ve birçok alanda çeşitli ülkelerde tarımsal büyümeyi içeren politika ve stratejilerinin ortak özellikleri, çift yollu gıda güvenliği stratejileri ve dünya pazarlarına entegrasyondur. Ancak gıda güvenliği, daha fazla ülkede kamu politikasının öncelikli konusu olarak belirlenmediği sürece, düşük gıda tüketim seviyeleri ve yüksek sıklıktaki olduğu kronik güvensiz gıda ile beslenme sorunu uzun süre devam edecektir.
Küresel Gıda Güvenliği için Önkoşullar
İhtiyaç duyulan eylem, gıda üretiminde gerekli olan %70 artışın elde edilmesi ve her bireyin yeterli gıdaya erişiminin sağlanmasıdır. İlk olarak, gelişmekte olan ülkeler, tarıma yönelik yatırımlarını yüksek kamu yatırımları kombinasyonuyla en az %60 oranında artırmalı ve çiftçilere ve özel sektöre kendi kaynak yatırımlarını yapabilmeleri için daha iyi teşvikler sağlamalıdır. İkinci olarak, tarımsal araştırma, geliştirmeye daha fazla önem verilmeli ve 2050 yılında dünyayı besleyebilmek için gerekli olan verimlilik ve üretim artışını sağlama amacına yönelik daha fazla yayım hizmeti verilmelidir. Üçüncü olarak ise küresel piyasalarda bir tedarik erişim bağı olan uluslararası ticaret ve ithalatın istikrarlı olabilmesi için ülkelerin giderek artan sayıda etkin gıda güvenliği fonksiyonlarına sahip olması gerekmektedir.
Sürdürülebilir Tarımsal Üretim Yatırımına ilişkin Kapasitenin Artırılması ve Kırsal Kalkınma
Özellikle açlık prevalansının yüksek olduğu gelişmekte olan ülkelerde, birincil tarım yatırımlarında kademeli bir artış sağlamak için gereken koşullar yaratılmalıdır.
FAO uzmanları tarafından birim maliyet yaklaşımı kullanılarak, FAO’nun 2050 yılında küresel tarıma uzun vadeli temel bakış açısı ile tutarlı, gelecekteki yeterli üretim seviyelerine ulaşmak için gelişmekte olan ülkelerin toplam sermaye gereksinimleri tahmin edilmiştir. Tahminler, kamu ve özel kaynak ayrımı olmadan birincil tarım ve alt destek hizmetlerinin sermaye öğelerini kapsamaktadır. Bu tahminlere göre, öngörülen üretim artışlarını sağlamak için gereken toplam ortalama yıllık net yatırım 2009 sabit fiyatları itibariyle 83 milyar ABD doları ya da yenileme yatırımları maliyeti dahil ortalama brüt yatırım 209 milyar ABD doları anlamına gelmektedir. Yani, tarımda net yatırımlar yılda ortalama 83 milyar ABD doları olmalıdır. Bu tahminler, biyoyakıt hammaddesi için olası bir talep artışını hariç tutmaktadır.
Kaynak: Schmidhuber et al. 2009
Tarım ve Kırsal Kalkınma İçin Resmi Kalkınma Yardımı’nın (ODA) hacmini önemli ölçüde artırma ihtiyacı, çeşitli uluslararası kuruluşlar tarafından ve üst siyasi düzeylerde vurgulanmıştır. ODA kamu kaynaklarının etkinliğini artırabilmektedir. Yurtiçi ve uluslararası kaynaklardan kamu kaynaklarının ortak amacı göz önüne alınarak, hem etkin koordinasyon sağlanmış hem de ortak hedef ve Akra Gündemi doğrultusunda faaliyetlerin izlenmesi sağlanmıştır.
Teknoloji Değişimi ve Verimlilik Artışının Desteklenmesi
Dünya tarımında, son yarım yüzyılda yaşanan gıda, yem ve lifli gıdalar için hızla artan küresel talebi karşılamak adına 80’li yılların ortalarına kadar reel tarımsal ürün fiyatları çoğu zaman düşüş göstermiştir. Bu durum, sadece tarımsal verimliliğin hacimsel artışı sayesinde mümkün olmuştur. Ancak, son yıllarda, verimlilik büyüme oranları birçok ülkede ve özellikle bazı ürünlerde yavaşlamıştır. Özellikle tahıl veriminin büyüme oranları Yeşil Devrim yılına kadar düşüş göstermiştir. 1960 yılındaki %3,2’lik değer, 2000 yılında %1,5 oranına düşmüştür.
Şekil 9: Başlıca tahıllarda 1960-2000 yılları arasında büyüme oranları
Kaynak: Dünya Bankası (2008)
Ticaret, Pazarlar ve Çiftçilerin Desteklenmesi
2007-2008 döneminde yaşanan dünya gıda krizi, mevcut ulusal tarım ticaret politikaları ve dünya ticaret kuralları dahil olmak üzere küresel gıda ve tarım sisteminin, son derece hassas olduğunu açık bir şekilde ortaya koymuştur.
Küresel düzeyde toplam talep artışının yavaşlaması beklenirken, özellikle gelişmekte olan ülkelerde bazı gelir getiren ürünlere olan talep daha hızlı büyüyecektir. Bu şekilde arz-talep dengesinin sağlanabileceği düşünülmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde daha hızlı verimlilik büyümesi için araştırmalar dahil olmak üzere üretken kapasite üzerine yetersiz yatırımlar, ileride arz esnekliğini düşük ve pazarları dar tutabilir. Orta vadede fiyatları dengede tutacak diğer bir faktör biyoyakıt talebinin daha fazla artması olabilir. Sonuç olarak, mevcut bazı tahminler, örneğin OECD/FAO ve IFPRI uzun dönem tahminleri, fiyatların en az orta vadede 2006 öncesi seviyelerin üzerinde kalabileceğini göstermektedir.
Şekil 10: Bazı gıdalarda yıllara bağlı fiyat değişkenliği
Kaynak: FAO/OECD tahminleri (2009)
Çeşitli faktörler, artacak fiyat dalgalanmaları riskine işaret etmektedir. Bu faktörlerden ilki olan üretim değişkenliği, son yıllarda küresel düzeyde daha az belirgin hale gelmiştir. Bunun dışında; fiyat dalgalanmaları, ABD doları döviz kurunun istikrarsızlığı, makroekonomik istikrarsızlık, istikrarsız petrol fiyatları ve bu yüksek fiyat dönemlerinde ihracat kısıtlamaları gibi bazı dünya pazarında meydana gelen olaylar ve içe dönük ülke politikalarının etkileri de bu faktörler arasında sayılabilir.
Güçlendirilmiş bölgesel ekonomi işbirliği, ekonomik güvensizlik ve stres zamanlarında yerel ekonomilere tampon sağlayarak yardımcı olmalıdır. Ancak bu tür düzenlemeler, gıda güvenliği ve ticaret düzenlemesi ile başa çıkma kapasitesi gerektirmektedir.
Getirilecek yeni ve yenilikçi düzenlemeler, özellikle olağanüstü kıtlık zamanlarında fakir ve ithalata bağımlı ülkelerin yeterli gıda stok seviyesine erişmelerini sağlamalıdır.
Riskler ve Zorlukları
Gelecekteki gıda, yem ve lifli besin talebini karşılamak için küresel gıda ve tarım sistemi, bir dizi ciddi riskler ve zorluklar nedeni ile sınırlı olabilecektir. En önemli risk, global düzeyde yeterli gıda bulunmasına rağmen açlık ve yetersiz beslenmenin artmaya devam ediyor olmasıdır. Giderek ciddiyeti artan bir diğer zorluk ise gelişmekte olan ülkeleri etkileyen iklim değişikliğidir. Enerji fiyatlarındaki artış ile yaşanan bir üçüncü sorun ise gıda ve yem piyasaları üzerinde ilave kıtlığa neden olan, tarım hammaddelerinin biyoyakıt olarak kullanımında hızlı bir artış görülmesidir.
Yeterli Genel Kaynaklar Ortasında Açlık
Son on yılda küresel gıda üretimi genellikle bireysel bazda pozitif büyüme trendini takip etmektedir. Bununla birlikte, kronik beslenme problemi daha da büyümüştür. 2007/2008 yılındaki son gıda krizi sırasında açlık seviyesi, 2008 yılındaki rekor tahıl hasadına rağmen olağanüstü artmıştır. Bu durum, toplu düzeyde yeterli gıda kaynağı sağlanmasının, küresel veya ulusal, tüm insanların yeterli besine sahip olacağını ve açlığın ortadan kalkacağını garanti etmediğini açıkça hatırlatmıştır. Bu nedenle, dünyada 2050 yılında insanların beslenebilir olduğunu doğrulamak ve hatta 2050 yılına kadar yeterli ve sürdürülebilir malzemelerin elde edilmesi için önkoşulların oluştuğundan emin olmak yeterli değildir.
Günümüzün hayati görevi, yakın gelecekte karşı karşıya gelinecek açlık eğiliminin artmaya devam etmesi riskini ortadan kaldırmak veya en azından azaltmaktır. Bilinçli eylemler ile bu risk ele alınmadığı sürece, gıda kaynaklarının uzun vadeli yeterlilik ve sürdürülebilirliğine odaklanılmaması ve bugün bile beslenemeyen neredeyse bir milyar insana yardımcı olmak ve ölümünü önlemek için gereken faaliyetlerin 2050 yılına ertelenmesi gibi yanlış bir tutum ile binlerce çocuk ve genç hastalıklardan her gün ölmeye devam edecektir.
Kaynak: FAO (2008)
Yeterli toplu kaynak içerisinde ulusal veya küresel düzeyde açlık ve yetersiz beslenmenin varlığını sürdürebileceği sebepler çok iyi bilinmektedir: Etkili sosyal güvenlik ağlarının yokluğu ve yoksullar için gelir fırsatlarının eksikliği.
Açlık ve yetersiz beslenmenin, genel ekonomik büyüme ve yeterli toplu gıda miktarına rağmen devam etmesinin ikinci sebebi ise milyonlarca yoksul ve aç kişinin, açlık ve yoksulluğun kısır döngüsüne yakalanmış olmasıdır. Elde edilen deneyimler, açlığın sadece yoksulluğun bir sonucu değil, aynı zamanda önemli bir nedeni olduğunu göstermiştir. Yoksulluk, insanları yiyecek alma ya da üretme ihtiyaçlarından mahrum bırakmakta, öte yandan açlık ve yetersiz beslenme, büyük acılara neden olmaktadır. Yetersiz beslenen insanlar, çalışmak için sahip oldukları potansiyellerini tam olarak kullanamaz ve hastalıklara karşı daha duyarlı olurlar. Yetersiz beslenen çocukların etkin şekilde öğrenebilmesi de mümkün değildir. Bu insanların içinde bulunduğu kısır döngüden gıda yardımı, sağlık ve temizlik, eğitim ve öğretim dahil olmak üzere kapsamlı sosyal hizmetler ile çıkmalarına yardımcı olunmalıdır. Özellikle en savunmasız olan kadınlar ve çocuklar üzerine odaklanılmalıdır.
İklim Değişikliği
İklim değişikliği; yüksek sıcaklıklar, yüksek karbon dioksit (CO2) konsantrasyonu, yağış değişiklikleri, artan yabani ot, haşere ve hastalık baskısı yoluyla tarım ve ormancılık sistemlerini etkileyecektir. 2100 yılında küresel ortalama yüzey sıcaklığının 1.8°C’den 4°C’lere çıkacağı öngörülmektedir. Bu tür değişikliklerin gıda güvenliğinin, gıda üretimi ve uygunluğu, erzak istikrarı, gıda ve gıda kullanımına erişim gibi tüm bileşenleri üzerinde az ya da çok miktarda ciddi etkileri olacaktır.
İklim değişikliğinin bitkisel üretim üzerindeki etkileri coğrafi olarak oldukça dengesiz dağılmıştır. Güney yarımküredeki ülkeler, iklim değişikliğinin ana sebeplerinden olmamalarına rağmen, azalan verim ve aşırı hava olaylarının sık şekilde (kuraklık ve seller) görülmesi nedeni ile daha büyük hasar görebilirler. 2080-2100 döneminde Afrika’daki iklim değişikliğinin toplu tarım üretimi üzerine olumsuz etkisinin %15 ila 30 arasında olabileceği tahmin edilmektedir. İklim değişikliğinin olumlu tarafı ise, ılıman enlemlerde, çoğunlukla kuzey yarımkürede, tarım için yüksek sıcaklıklardan yararlanabilecek olmasıdır. Böylece, ekim için potansiyel olarak uygun alanlar genişleyebilir ve yetiştirme dönemi uzunluğu ve ürün verimi artabilir.
Şekil 12: 2080 yılı için öngörülen yağmurla ile beslenen tahıl üretimi potansiyelinin kazanç ve kayıp oranları (%)
Kaynak: UNEP (2006)
Tüm güncel nitel değerlendirmeler, iklim değişikliğinin gıda güvenliğini olumsuz yönde etkileyeceğini göstermektedir. Ortalama olarak, gıda fiyatlarının iklim değişikliği nedeniyle yükselmesi beklenmektedir. IFPRI’ya göre 2050 yılına kadar mısırın küresel fiyatlarının önemli bir artış göstereceği, pirinç ve buğday fiyatlarının ise daha az düzeyde bir artış göstereceği beklenmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde yaşanacak olumsuz etkiler, yoksullar üzerinde orantısız olarak etkisini gösterecektir. Model senaryolara bağlı olarak yetersiz beslenen insanların küresel düzeydeki sayısının %24’den %40 ila 50 düzeyine yükseleceği öngörülmektedir. Gelişmekte olan ülkelerin gıda ithalatına bağımlılığı artacaktır.
Biyoyakıt
Tarım ürünlerine dayalı biyoyakıt üretimi 2000’den 2008’e kadar üç kat daha fazla oranda yükselmiştir. Ulaşım yakıtları içerisinde dünya tüketiminin yaklaşık %2’sini oluşturmaktadır. Fosil yakıtlar ile biyoyakıt karıştırılma zorunluluğu gibi politik tedbirlerin yanı sıra, vergi teşvikleri ve ithalat kısıtlamaları bu gelişmenin temel nedeni olmuştur. 2008 yılına kadar ham petrol fiyatlarının hızlı yükselişi de ilave bir teşvik yaratmıştır. 2007/2008 yılında mısır, buğday, pirinç ve soya gibi temel gıda maddelerinin fiyatlarında ciddi artışlar enerji ürünlerinin fiyatlarındaki artışa yansıtılmış, böylece enerji ve tarım piyasalarının daha yakından bağlantılı hale geldiği görülmüştür.
Şu anda geçerli olan ‘birinci kuşak’ dönüşüm teknolojisi olarak, biyoyakıt üretimi için tarımsal hammadde kullanımının bir miktar daha artış göstermesi, gıda güvenliği için gerçek bir risk oluşturacaktır.
Şekil 13: Dünya etanol ve biyodizel üretim gerçekleşme ve tahminleri
 
Kaynak: FAO/OECD (2009)
Küresel enerji arzı açısından likit biyoyakıtın öneminin sınırlı olmasına rağmen, teknolojinin mevcut durumu itibariyle kullanılabilir gıda ve yem miktarını belirgin şekilde azaltabileceği düşünülmektedir.
Ekilebilir arazilerin orman ve otlak alanlarına çevrilmesinin sınırlandırılması, ilgili mevzuat düzenlemeleri ve denetlemeler ile güçlendirilmelidir. Ayrıca, verimlilik arttırıcı araştırmalara yönelik yatırımların yükseltilmesi, ekilebilir arazi, gıda fiyatları ve gıda güvenliği üzerindeki olumsuz baskıyı sınırlayacaktır.
Siyasi İrade ve Kurumların Harekete Geçirilmesi
1996 yılında Dünya Gıda Zirvesi’nde (WFS) Devlet ve Hükümet Başkanları şunları belirtmiştir:
“Biz en geç 2015 yılına kadar bugünkü yetersiz beslenen insanların sayısını yarı yarıya azaltmak, herkes için gıda güvenliği sağlamak ve tüm ülkelerde açlığı ortadan kaldırmak için siyasi bir irade oluşturulmasına ortak ve ulusal bağlılık ile söz veriyoruz.”
Bu süre içinde, çeşitli ülkelerde açlık ve malnütrisyon sıklığını azaltmak için başarılı bir siyasi irade ortaya konulmuştur. Ancak, küresel düzeyde aç ve yetersiz beslenen kişi sayısının sabit kalması hatta artış göstermesi, diğer ülkelerde de aynı çaba gösterilmediği sürece bu süreçte başarılı olunamayacağının bir kanıtıdır. Az gelişmiş ülkelerde tarımda çalışan kişi sayısının oldukça düşük düzeylerde olduğu ve kısıtlı kaynaklar ile karşı karşıya kalındığı kesinlik kazanmıştır. Ancak, açlık prevalansının yüksek olduğu düşük gelirli ülkelerin çoğunda, kırsal kesimler için düşük bütçe paylarının devam etmesi, bilinçli kurumsal reformların yokluğu ve bunun gibi birçok durum, açlık seviyesini azaltmak için yeterli siyasi iradenin olmadığını ortaya koymaktadır.
Ulusal düzeyde temel kamu malları üzerinde iyi bir yönetim sağlanması ve gıda güvenliği için gerekli olan siyasi istikrar, hukuk üstünlüğü, insan haklarına saygı, yolsuzluğun kontrolü ve hükümetin etkinliği gerekmektedir. Bu konuda ilerlemenin diğer birçok faktöre bağlı olduğu da doğrudur ancak iyi yönetim eksikliğinin, açlığı azaltma yolunda büyük bir engel olabileceği gösterilmiştir. Yerelleşme ve yerel yönetim, özellikle toplum odaklı kalkınma için etkin bir yönetimdir.
İyi yönetimin, aynı zamanda uluslararası bir boyutu vardır. Bir milyar insanın kronik olarak yetersiz beslendiği, kötü beslendiği ve çeşitli şekillerde muzdarip olduğu gerçeği, gıda ve tarım alanındaki küresel yönetimin başarısızlık sinyalleridir. Bu yeni yüksek düzeydeki taahhüt, gıda güvenliğinin küresel yönetimini geliştirmek adına son derece önemlidir. Özellikle Dünya Gıda Güvenliği Komitesi’nin reform süreci küresel yönetimin başlıca araçlarından birini oluşturmaktadır.
Etkili kurumlar, iyi bir yönetimin belirgin bir özelliğidir. Bu kurumlar, tarım ve kırsal alanların sürdürülebilir kalkınmasına hizmet etmek ve herkes için gıda güvenliğine katkıda sağlamak için gereklidir. Öncelikle gerekli kurumsal reformların, gıda zinciri boyunca kırsal ve kentsel, kadın ve erkek, üretici ve tüketiciler olmak üzere toplumun savunmasız ve gıda güvenliği olmayan tüm üyelerine verilmesi gerektiği konusunda uzlaşılmalı ve politika sürecinde bu kişiler temsil edilmelidir. Birçok ülkede, özellikle çiftçiler, çiftlik çalışanları ve aileleri ne siyasi süreçte etkin bir rol oynamakta ne de ihtiyaç duydukları aşamalarda gerekli destek ve teşvikleri alabilmektedir.
Dünya, açlığı ortadan kaldırmak için yeterli kaynak ve teknolojiye sahiptir.  Bu süreçte, yatırım seviyeleri ve tahsisi ile ilgili önemli kararların alınması için gerekli kurumların oluşturulmasını sağlayacak, bunun yanı sıra açlığın bitirilmesini hedefleyecek tarım ve gıda güvenliği politikalarını oluşturacak bir siyasi harekete ihtiyaç vardır. Burada sunulan uzman analizi, dünyada gıda güvenliğinin geleceği için temkinli iyimser bir tablo çizmektedir.

Etiketler:   ,  ,  , 

Kaynak: Gıda Hattı


  • gplus
  • pinterest

Yazar

Leave a comment