COP23’te Neler Öne Çıktı?   Mücadelenin Ekseni Enerji’ye Kayıyor

 

Dursun Yıldız

Mühendis-HPA Başkanı

20 Kasım 2017

Bu yıl Birleşmiş Milletler COP 23 İklim Değişikliği Zirvesi’nde birçok paydaş farklı açıklamalar ile iklim değişikliği konusunda neler yapacaklarını açıkladı.

2 hafta süren görüşmelere, müzakerelere ve açıklamalara bakıldığında COP23’te aşağıda sıralanan bazı huşuların öne çıktığını görmekteyiz.

  • Almanya’dan Uyum Fonu ve LDC (En az Gelişmiş Ülkeler) Fonu’na 50’şer milyon euro. İlgili destekler özellikle iklim değişikliğinden en çok etkilenecek olan toplumları, bu etkilerden korumayı amaçlıyor.
  • Solar Head of State(Devlet Başkanlarına Güneş Enerjisi) kampanyası, ülkelerin güneş enerjisi kullanımında yol kat ettiklerini açıkladı. Pasifik Ada Devletleri bu kampanya ile %100 yenilenebilir enerjiye geçişi önceliklendirecek olan planları hayata geçiriyor.
  • AB ve ABD’nin Kaliforniya eyaleti, karbon ticareti konusunda işbirliği çalışmalarını arttıracaklarınıaçıkladı. Dünyanın en büyük 6. ekonomisi olan Kaliforniya ile yapılan bu anlaşma kapsamında, AB ve Kaliforniya aynı zamanda küresel sıfır emisyonlu ulaşım opsiyonları üzerinde çalışacağını da açıkladı.
  • Özel sektörden 19 yatırımcı Latin Amerika’daki bozulmuş ve ormansızlaştırılmış alanları iyileştirmek için 2.1 milyar ABD doları ayırdı.Initiative 20X20 kapsamında 19 yatırımcı 40 restorasyon projesine destek verecek.
  • İtalya kömürden çıkış planınıkabul etti.  Böylelikle, İtalya 2015 yılında ürettiği elektriğin yüzde 16.6’sını kömürden üretmişti.
  • Avrupa Yatırım Bankası, Fiji’nin susuzluğa dayanıklılık planına 405 milyon ABD doları yatırım yapacak. Projeden 275.000 insanın faydalanması planlıyor.
  • 25 şehir Paris Anlaşması hedefleri çerçevesinde 2050’ye kadar emisyonlarını sıfırlayacaklarını taahhüt etti. Sözü veren şehirler: Austin, Accra, Barcelona, Boston, Buenos Aires, Cape Town, Caracas, Copenhagen, Durban, London, Los Angeles, Melbourne, Mexico City, Milan, New York City, Oslo, Paris, Philadelphia, Portland, Quito, Rio de Janeiro, Salvador, Santiago, Stockholm & Vancouver.
  • Kanada, Meksika ve ABD İklim İttifakı, bölgede temiz kalkınmayı desteleyecek yeni bir Kuzey Amerika İklim Liderliği Diyalogubaşlatacaklarını açıkladı. Açıklama Paris’ten çıkma kararı alan Trump’a rağmen iklim değişikliği farkındalığının giderek ABD’de arttığını gösteren yeni bir örnek.
  • Almanya’dan Marshall Adaları’na düşük emisyonlu deniz taşımacılığı için 9,5 milyon euroluk destek. Deniz taşımacılığının Marshall adalarının en önemli sektörü.
  • NAMA’nın (Ulusal Uygun Azaltım Eylemi) bugüne kadar yaptığı en büyük fon çağrısında, AB ülkeleri iklim değişikliğiyle mücadele mekanizmalarını desteklemek için toplam 85 milyon euro verdi.
  • Avrupa Yatırım Bankası ve Karayip Kalkınma Bankası, kasırga mağduru Karayip adalarına 24 milyon ABD doları yeniden inşa kredisi vereceklerini açıkladı.
  • Ulaşım sektöründe emisyon azaltım politikalarının uygulanması içinyeni bir ABD bölgesel paydaş süreci başlatıldı.
  • 19 Eylül 2017 itibarıyla, 82 ülke Doha Değişikliği kabul belgelerini sundu. COP23 sırasında başka ülkelerden de kabul ettikleri yönünde açıklama bekleniyor.
  • Microsoft 2030 yılında karbon emisyonlarının %75 oranında azaltacağını taahhüt etti. Dünyanın en büyük bilişim firmalarından biri olan Microsoft’un adımı özel sektör için önemli bir örnek teşkil edecek.
  • Birleşik Krallık, Finlandiya, Honduras ve Romanya temsilcileri “Because the Ocean” deklarasyonunu imzalayarak, okyanusların Ulusal Katkı Beyanlarına (NDC) dahil edilmesini destekleyen diğer 28 ülkeye katıldı.
  • Fransa, 2015’teki COP21 öncesinde geçirdiği Enerji Geçiş Yasası uyarınca 2025 yılına kadar enerji portfolyosunda nükleer enerjinin payını yüzde 75’ten yüzde 50’ye indireceği sözünü vermişti. Ancak Salı günü çevre bakanı Nicolas Hulot, bu hedefi yerine getiremeyeceklerini bildiren bir açıklama yaptı.

AB Doğalgaz’dan Uzaklaşıyor Mu ?

Friends of the Earth (FoE) tarafından yeni yayımlanan bir rapora göre Avrupa Birliği’nin gelecekteki enerji üretim portfolyosunda doğalgaza sanıldığı kadar yer yok. Doğalgaz ve İklim Değişikliği başlıklı bilimsel rapor dünyaca ünlü Tyndall  İklim Değişikliği Araştırmaları Merkezi’nden Prof. Kevin Anderson ve Dr. John Broderick tarafından kaleme alındı ve Avrupa Birliği başta olmak üzere özellikle “gelişmiş” ülkelerin fosil yakıtlara dayalı enerji sistemini acilen terk etmesi gerekliliğini ortaya koyan çalışmalar arasında yerini aldı.

Rapora göre AB ülkeleri Paris Anlaşması hedeflerine ulaşmakta eğer samimilerse fosil yakıtlara dayalı enerji sistemine en fazla 9 yıl daha devam edebilirler aksi halde küresel sıcaklık artışını en fazla 2°C’de sınırlayabilmek mümkün olmayacak. FoE’nin bu çalışmaya eşlik eden raporu “İklim Avrupa’nın Doğalgaz Bağımlılığını Kaldırabilir mi?” başlıklı raporu AB’nin önümüzdeki on yıllar boyunca fosil yakıt kullanımına devam edeceğini ve fosil yakıt altyapısına (örneğin boru hatları) teşvik sağlayacağı uyarısında bulunuyor. Paris Anlaşması’nın ruhuna uygun olacak şekilde AB’yi 2030 yılı itibari ile fosil yakıta dayalı sistemden tamamen kurtulmaya çağrı yapılan raporda doğalgaz kaynaklı salımların günümüzdeki seviyelerde devam etmesi sonucunda halihazırdaki sıcaklık artışına 0.6°C daha ekleyeceğinin altı çizilmekte.

Çalışmaya göre AB’nin salımlarını yılda %12 azaltarak 2035 yılında fosil yakıtlara dayalı enerji sisteminin yarattığı kirliliği ve iklim değişikliği etkisini en aza indirgemesi mümkün. COP23’te ise bu raporun bulgularına aksi yönde gelişmeler yaşanmaya devam ediyor. Doğalgaz şirketlerinin stantlarda “çevre ve iklim değişikliği eğitimi” ve “sosyal sorumluluk” projelerini tanıttığı bir ortamda devam eden görüşmelerde doğalgazın “köprü / geçiş süreci yakıtı” olarak lanse edildiği görüldü.

Türkiye’nin taleplerine   karşı  yeni öneriler sunuldu

BM fonundan mali destek ve teknoloji transferi talep eden Türkiye, 2015 yılındaki zirvenin ev sahibi Fransa tarafından vaat edildiğini belirttiği bu şartların yerine getirilmemesi halinde anlaşmayı TBMM’den geçirmeyeceğini duyurmuştu.

Türkiye’nin Paris Anlaşması’nı onaylamak için sunduğu talepler,  konferansın ilk cumartesi günkü oturumunda ele alındı.Daha sonra bu konuda üç maddelik bir müzakere neticesi Türkiye delegasyonuna sunuldu.  Konferansa katılan Çevre ve Şehircilik Bakanı Özhaseki  “ Tam istediğimiz gibi değilse bile en azından kabul edebileceğimiz bir şey olduğunu kendilerine söyledik” açıklaması yaptı.

Türkiye’nin  Talepleri Ne İdi ?

Paris Anlaşması’na göre, ülkelerin yenilenebilir enerjiye geçişine yardım için kurulan BM’nin Yeşil İklim Fonu’ndan (GCF) gelişmiş ülkeler faydalanamıyor. Türkiye de Paris Anlaşması’na temel oluşturan 1992 tarihli BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne (UNFCCC) göre gelişmiş ülke sınıfında olduğu için bu fondan destek alamıyor.

Ancak Türkiye, 22 Nisan 2016’da Paris Anlaşması’nı, gelişmekte olan bir ülke olarak imzaladığını duyurdu ve 2015’teki BM İklim Değişikliği Konferansı’nda bu fondan faydalanabileceğine dair Fransa’dan güvence aldığını açıkladı.

Ankara’nın bir başka itirazı da GCF fonu kuralları yüzünden, GCF’in dahil olduğu diğer ortak iklim finansmanı programlarından da yararlanamamasına yönelik.

Türkiye’nin taleplerinin konuşulduğu Bonn’daki konferansta, Ankara’nın fondan destek almasına özellikle gelişmekte olan ülkeler karşı çıktı.

Mücadelenin Yeni Ekseni : Karbondan Uzaklaşma

 

Bonn’daki BM İklim Değişikliği Konferansı’nda en çok tartışılan konuların başında enerji sektöründe yenilenebilire nasıl bir geçiş sağlanacağı  yer aldı.

Bu geçiş döneminin ekonomik ,teknolojik,finansal  şartlarının nasıl oluşturulabileceğine dair konular  birçok oturumda ele alınarak tartışıldı.Konferansta  Çevre örgütleri, hükümetlere küresel ısınmayı artıran fosil yakıtlar arasında yer alan kömürden vazgeçme çağrısında bulundu.

Fosil Yakıta Karşı İttifak

Almanya’nın Bonn kentinde düzenlenen 23. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (COP23) dün sona erdi. Konferansta iklim değişikliği ile mücadelede fosil yakıt çağını sonlandırmak için önemli adımlar atıldı İngiltere ve Kanada’nın öncülük ettiği 15 ülke “Kömür Sonrası Küresel Enerji İttifakı”nı kurarak enerji üretiminde kömürün terk edilmesi için harekete geçti. Bonn’da düzenlenen Birleşmiş Milletler’in iklim görüşmelerinde (COP23) 2030’a kadar kömürden kademeli çıkış ittifakına 15 ülke katıldı. görüşmelerde İngiltere, Kanada, Danimarka, Finlandiya, İtalya, Hollanda, Portekiz, Belçika, İsviçre, Yeni Zelanda, Etiyopya, Şili, Meksika ve Marshall Adaları’nın Kömürden Elektrik Üretimini Sonlandırma Anlaşması’na katıldığı bildirildi. Bu ülkeler  2030’a kadar kömür kullanımını kademeli olarak sonlandıracaklar. Bu ülkelerin yanısıra Kanada’dan iki ve ABD’den bir eyalet de ittifaka katıldı. Kömür Sonrası Enerji Küresel İttifakı (Global Alliance to Power Past Coal) adı verilen bu ittifak ile, dünyanın en büyük ekonomileri arasındaki ülkeler ile eyaletler ve şirketler iklim değişikliği için dünyada kömürden enerji üretiminin sona ermesi için harekete geçtiklerini açıklamış oldu.

Anlaşmanın amacı 2018’de Polonya’da yapılacak bir sonraki BM toplantısına kadar 50 üyeye çıkmak. Ancak en büyük kirleticilerden Çin, ABD, Almanya ve Rusya anlaşmaya henüz imza atmış değil.

İklim mültecileri Bonn’da

Çevrecilerin eylemleriyle başlayan Bonn’daki Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nın (COP23) kapanışı da protestolarla yapıldı. Danimarkalı sanatçı Jens Galschiot’un eleştiri odağında, Paris İklim Anlaşması’ndan çekilen ABD vardı. ABD’nin sembolü ünlü Özgürlük Anıtı’nın elindeki meşale bu kez “kömür” dumanı saçarken sanatçı, küresel ısınma nedeniyle göç etmek zorunda kalacak “iklim mültecileri”ne de gönderme yaptı. İsveç’te kısa süre önce açıklanan ‘iklim mültecileri” raporuna göre 2050’ye kadar 200 milyon kişi yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalacak.

Enerji ve İklim Değişimi İlişkisi

Şekil 1 .Küresel anlaşmalarla ilişkili dünya sera gazı emisyonu azaltma senaryolarının sonuçları

Gereken emisyonları düşürme hızı için Şekil 1’deki  grafik bir fikir verebilir (sarı çizgi 1,5 derece, yani Paris hedefi) Bu hızlı azaltımda aslan payını elektrik sektörü alıyor ve öncelikli ve en hızlı olarak kömürden elektrik üretimini terk etmek gerekiyor. Bunun için de Climate Analytics’in önceki gün Bonn’da yaptığı sunuma göre, AB ülkelerinin 2030’a kadar, tüm dünyanın ise 2050’ye kadar kömürü elektrik üretiminde kullanmayı tamamen bırakması gerekiyor. Yani rezervlerdeki kömürün en az %80’ini yerin altında bırakmadan ısınmayı 2 dereceyle sınırlamak bile mümkün değil. Bu oran 1,5 derece için çok daha yüksek. Aslında yapılması gereken şey bir daha hiç kömürlü santral yapmayıp, ömür uzatacak yenileme işlerini de bir yana bırakıp, hızla termik santralları ve kömür madenlerini kapatmak. Bu size gerçekçi gelmiyorsa iklim değişikliği konusunda kaygılanmayı bırakabilirsiniz. İş Olacağına varır.

Nükleer Enerji İklim Değişimi Mücadelesinde Öne Çıkar mı?

Konferansta birkaç panel dışında diğer yan etkinliklerde nükleer enerji savunusu pek yaygın değildi. Genel olarak iklim değişikliğiyle mücadelede yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği çok daha gündemde olan konular gibi gözüktü.

7 Kasım’da Austrian Nuclear Society, Energy for Humanity, Generation Atomic ve Dutch Nuclear Society tarafından gerçekleştirilen yan etkinlikte bu soruya cevap arandı. Panelistlerin tümünün nükleer enerji savunucusu olduğu etkinlikte, konuşmacılar nükleer enerjinin halka anlatılmasında “pozitif değerlere” vurgu yaptılar, “ahmakça korkularımızdan kurtulmamız” ve “duygusal olmamamız gerektiği” yönünde telkinde bulundular.

Panele hâkim olan konu, nükleer karşıtı görüşlerin “pozitif değerler” vurgulanarak nasıl dönüştürülebileceğiydi. Panelistlerden Generation Atomic adlı topluluğun temsilcisinin ilettiğine göre,

COP 23 ‘deki panellerin birinde “ABD vatandaşlarının önemli bir kısmı nükleer enerjiye karşı olsa da, bu kişilere nükleerin iklim değişikliği üzerine olumlu etkileri olabileceği söylendiğinde, yenilenebilir enerji ve nükleer enerjiden oluşan bir enerji sistemini daha çok kişi destekleyebiliyor” açıklaması yapıldı.

Tartışmalarda ,bilim dünyasının hala uzun vadeli bir çözüm bulamamış olduğu nükleer atık konusundaki sorulara ise yeni nesil “breeder” reaktörlerde bu atığın yeniden kullanılacağını, bu yüzden hem atıkların hem de uranyum madenciliğinin bir sorun olmaktan çıkacağı cevabı verildi. Ancak hali hazırda dünyadaki 400 küsur reaktörün bu yeni teknolojiye sahip olmadığı gündeme getirildi.

Bu arada nükleer savunucularının hesaplarına göre kömür, petrol ve doğalgazdan kurtulmak için tüm dünyada kullanılması gereken nükleer reaktör sayısı 4000 civarında olduğunu da hatırlamak gerekiyor.

COP23’de Ortak  görüş iklim değişikliği ile mücadele için kömürden vazgeçilmesi idi .Ancak  kömüre alternatif  olarak sunulan nükleer enerjinin hali hazırda zaten fazlasıyla merkezi olan enerji altyapısını daha da merkezileştireceği  yaklaşımına  küçük ölçekli modüler nükleer reaktörlerin de teknik olarak mümkün olduğunu savunusu geldi. Fakat bu küçük ölçekli reaktörlerin güvenliğinin nasıl sağlanacağı konusu yine açıkta kaldı.

Çok karmaşık pek çok faktörün etkilediği  konuları  neden-sonuç ilişkisini doğrudan bilimsel olarak kanıtlamak gerçekten kolay olmuyor. Bilimsel kanıtın kesin olmadığı durumlarda ise “ihtiyatlılık ilkesi” (precautionary principle) önemli bir alternatif politika olarak gündemde olması gerekli.

Teknolojinin toplumsal denetimine daha çok ihtiyaç duyacağımız 21. Yüzyılda eğer sonuçlarının ne olacağından emin değilsek daha çok bilimsel kanıt ortaya çıkana kadar tartışılmakta olan çözüm önerilerine ihtiyatla yaklaşmak ve  tercih etmemek gerekiyor.

Kömürden Çıkış Listesi

Bonn’da bu konuda yeni raporlar açıklanıp duruyor. Örneğin Urgewald’ın açıkladığı Küresel Kömürden Çıkış Listesi madencilikten kömürden elektrik üretimine, kömür ticaretinden termik santral tasarımına kadar her türlü kömür işi yapan dünya çapındaki 770 şirketi listeliyor. Bu listedeki şirketler en büyükleri ve dünya kömür üretiminin %88’ini, kömürden enerji üretiminin %86’sını temsil ediyor. Dünya çapındaki bütün bankalar ve yatırımcılar yatırımlarını bu şirketlerden çekmeye çağrılıyor. Oysa bu şirketlerden 225’i yeni kömür madenleri açmayı, 282’si (kimileri aynı şirketler tabii) yeni kömürlü termik santrallar yapmayı planlıyor. Bu hedefler gerçekleşirse dünya çapında 1600 yeni kömürlü termik santral yapılmış, kömürden elektrik üretim kapasitesi yüzde 40’ın üzerinde artmış olacak. İşte bu “kara” listeyi yeşillerin ve iklim-ekoloji hareketinin de çok iyi bilmesi gerekiyor. Çünkü aralarında çok sayıda Türkiye kökenli şirket de bulunan bu liste mücadelenin hedefini de gösteriyor. Onları ve onlara yolu açanları durdurmazsak iklim değişikliğini durdurmak hayalden ibaret kalır.

Aslında Ne Oldu ?

Bu yıl ki taraflar konferansı mottosu ‘’Further, Faster Ambition Together” yani hep beraber daha hızlı ve daha ileri idi.  Bu motto ikinci yaşına giren Paris Anlaşması’nın artık bir geçerliliği olması için tarafların hızlanmasına yönelik bir  çağrı . Çok geniş ve hukuksal olarak bağlayıcı olmayarak yoluna başlayan Anlaşma artık yavaş yavaş tarafları sıkıştırmaya başladı

COP23 Konferansında iklim müzakerelerinde ileriye doğru iki önemli adım atıldı. Tabii ikisi de sivil toplum ve iklim hareketinin çabasından kaynaklanıyor: Kömürden çıkış ve 1,5 dereceye düşen hedef .Yani anlaşma muğlak bir ifadeyle de olsa 40 yıl içinde fosil yakıt “arzını” durdurmayı öngörüyor. İşte COP23, bu gerçeğin daha fazla gündeme getirildiği bir zirve oldu.

Üstelik bunun yanına 2 derece yanılsamasından kurtulmamız gerektiği vurgusu da ekleniyor. Paris Anlaşması aslında küresel sıcaklık artışını herkesin sandığı gibi 2 derecede durdurmayı hedeflemiyor. O hedef AB’nin eski hedefiydi ve müzakerelerde Cancun’da, hatta Kopenhag’da dile getirilmişti. Oysa Paris özellikle ada ülkelerinin büyük çabasıyla hedefi çok daha aşağı çekti ve “ortalama sıcaklıktaki artışı endüstri öncesi düzeylerin 2 derece üstünün çok aşağısında tutarak ve sıcaklık artışını endüstri öncesi düzeylerin 1,5 derece üstüyle sınırlamak yönünde çaba göstererek” gibi yine ustaca kurulmuş bir muğlak ifadeyle de olsa 1,5 derece olarak koydu

Bu seneki konferans iklim mücadelesi ekseninin enerji kaynaklarına doğru kaydığını ortaya koydu. Büyük oranda Fosil yakıt kullanmaya devam eden dünyanın, Paris anlaşması hedeflerini gerçekleştiremeyeceği daha iyi anlaşıldı. Ancak fosil yakıt kullanımının alternatifinin %100 Yenilenebilir enerjiye geçiş olduğunu ileri sürenlerin tezleri ise  uygulama koyma  açısından bazı eksiklikler taşıyor. Karbon bazlı yakıtlardan uzaklaşmada öncelik kömüre verilmiş durumda .Ancak kömürün yerine doğalgaz’ın geçmesi de çözüm olmayacak .Çonkü doğal gaz da istenildiği kadar doğal (yenilenebilir,temiz ) bir kaynak değil. Bu gelişmeler, Nükleer enerji iklim değişikliği mücadelesinin bir parçası olabilir mi? sorusunu soranların artmasına neden oluyor.

SPD Hidropolitik Akademi ekibinin COP 23’de katıldığı en verimli tartışmalardan biri enerji üretimini karbonsuzlaştırma üzerine yapılan çok gerçekçi bir oturumdu. Oturumda geçiş döneminin zorlukları birçok açıdan ele alındı.Ama kısa dönemde katılımcıların çoğunluğunu  tatmin edecek bir alternatif çözüme ulaşılamadı.

Dünya fosil yakıtlar üzerine kurduğu düzeni kolay terkedecek gibi görünmüyor. Bunun anlamı da COP 23 ‘de ana tema olarak kabul edildiği gibi “ hep beraber daha hızlı ve daha ileri” hedefler için daha çok çalışılması gerektiği.

 

 

 


  • gplus
  • pinterest

Yazar

Leave a comment