Avrupa’nın İklim Değişimi Riskleri-Küresel Mega Eğilimlerin Avrupa’ya Etkisi

 

Küreselleşme ve küresel eğilimlerin yavaş yavaş boy göstermesi, Avrupa’daki çevresel koşullar ve politikaların küresel dinamiklerden tecrit edilerek bütünüyle anlaşılamayacağını veya tam anlamıyla idare edilemeyeceğini göstermektedir.

Küresel mega eğilimler, Avrupa’nın gelecekteki tüketim kalıplarını değiştirecek ve Avrupa’daki çevre ve iklim üzerinde etkisi olacaktır. Avrupa, bu gelişmeleri önceden kestirerek çevresel hedeflere ulaşmak ve 7. Çevre Eylem Programında ifade edilen amaçlara doğru ilerlemek için oluşturdukları fırsatlardan sonuç alabilir.

Söz konusu mega eğilimler; demografik özellikler, ekonomik büyüme, üretim ve ticaret kalıpları, teknolojik ilerleme, ekosistemlerdeki yıkım ve iklim değişikliği ile ilişkilidir (Şekil  ve Kutu ).

Birleşmiş Milletler projeksiyonlarına göre küresel nüfusun 2050 yılına kadar 9 milyarı geçmesi beklenmektedir (UN, 2013). Bugün 7 milyar olan dünya nüfusu, 1950 yılında 3 milyarın altındaydı. 1900 yılından günümüze, malzeme kullanımı on kat artmıştır (Krausmann et al., 2009) ve 2030 yılına kadar tekrar iki kat daha artabilir (SERI, 2013). Dünyadaki hem enerji hem de su talebinin, gelecek 20 yıl boyunca %30 ila %40 arasında artması beklenmektedir (bkz. örneğin (IEA, 2013) veya (The 2030 Water Resource Group, 2009).

Benzer biçimde gıda, yem ve elyafa olan toplam talebin günümüzle 2050 arasında yaklaşık %60 büyüyeceği öngörülmektedir (FAO, 2012) buna karşın eğer hiç bir esaslı politika değişikliği başlatılmazsa kişi başına tarıma elverişli arazilerin yüz ölçümü her yıl %1,5 azalabilir (FAO, 2009).

Nüfus artışıyla birlikte, net birincil üretimin insanlara tahsisi (yani, insanlar tarafından doğrudan veya dolaylı olarak kullanılan bitki örtüsü büyüme payı) istikrarlı bir şekilde artmaktadır. Ormanların tarlaya veya altyapıya (madenler dahil) dönüşmesi gibi insan kaynaklı arazi kullanımı değişiklikleri, Afrika, Orta , Doğu Avrupa, Orta Asya ve Rusya’da yıllık biyokütle tahsisinin büyük bir kısmına karşılık gelmektedir. Bunun aksine batılı sanayileşmiş ülkelerde ve Asya’da ekinler veya kereste, bu tahsisin çoğunluğunu oluşturmaktadır.

Tek tek bakıldığında yukarıdaki küresel eğilimlerden her biri, kendi içinde dikkat çekicidir. Birlikte ele alındığında çevrenin durumu ve önemli kaynakların küresel bulunurluğu üzerinde derin bir etkiye sahip olmaya başladıkları görülmektedir.

Gıda, su ve enerji güvenliği hususunda artan endişeler, son 5-10 yılda öncelikle gelişmekte olan ülkelerde ulus ötesi arazi edinimlerini körüklemiştir. Sadece 2005 ile 2009 arasında, küresel yabancı arazi edinimleri toplamda 470 000 km2 civarındadır ki bu da İspanya’nın yüz ölçümüne yakındır. Bazı ülkelerde (bilhassa Afrika’da) tarımsal arazinin geniş kesimleri, çoğunluğu Avrupa, Kuzey Amerika, Çin ve Orta Doğulu yabancı yatırımcılara satılmıştır (Harita 1).

 

Nüfus artışı ve iklim değişikliğiyle bir araya geldiğinde artan gıda talebinin ayrıca tatlı suya erişimde kayda değer tehditler oluşturması beklenmektedir (Murray et al., 2012). Suyu daha verimli kullanmaya devam etsek bile, nüfus artışı ve değişen beslenme rejimleri sebebiyle dünyadaki artan gıda ve yem talebini karşılamak üzere ihtiyaç duyulan mutlak tarımsal yoğunlaşma, dünyanın çok sayıda bölgesinde ciddi su stresine yol açabilir (Pfister et al., 2011).

Bu eğilimlerinin sonucu olarak dünyanın başka kısımlarında artan kaynak kıtlıklarınn, Avrupa için geniş kapsamlı etkileri vardır. Açıkçası; artan rekabet, önemli kaynakların tedariklerine erişim güvenliği hakkında endişelere yol açmaktadır. Uzun süreli bir düşüşü takiben, son yıllarda, başlıca kaynak kategorilerinin fiyatları yükselmiştir. Daha yüksek fiyatlar, tüm tüketicilerin harcama gücünü azaltır ancak genellikle bu etkileri en şiddetli en yoksul kesimler hisseder (4).

Bu gelişmeler, kaynak güvenliği hakkında genel görünüm için hem doğrudan hem dolaylı sonuçlara sahiptir. Avrupa’nın gıda, enerji, su ve malzeme kaynaklarına uzun dönemli erişimi ve bunları temini, sadece kaynak verimliliğinin artırılmasına ve Avrupa’da dayanıklı ekosistemler sağlanmasına değil aynı zamanda Avrupa’nın kontrolünün ötesindeki küresel dinamiklere bağlıdır.

Avrupa’nın çevresel baskıları azaltma çabaları, dünyanın başka kısımlarındaki hızlanan eğilimler tarafından artan bir biçimde dengelenmektedir

Kaynak: AÇA, 2015. Avrupa’da Çevre: Durum ve Genel Görünüm 2015 – Sentez raporu.

Avrupa Çevre Ajansı, Kopenhag.

 


  • gplus
  • pinterest

Yazar

Leave a comment