Avrupa’nın Çevre Politikası ve Avarupa’nın Çevre Görünümü

Avrupa’da Çevre – Durum ve Genel Görünüm 2015 raporu
(SOER 2015)
Avrupa 2015 yılında, AB çevre politikasının ilk hayata geçirildiği 1970’lerin başı
ile AB 2050 ‘gezegenin sınırları dahilinde refah içinde yaşam’ vizyonu arasındaki
yolun kabaca ortasında bulunmaktadır (1). Bu vizyonun ve Avrupa’nın ekonomik
refah ile esenliğinin temelinde, bereketli topraklardan temiz hava ve suya
varıncaya dek doğal çevresi bulunur.
Son 40 yıla bakarsak, çevre ve iklim politikalarının yürütülmesi; Avrupa’nın
ekosistemlerinin işleyişinde ve vatandaşlarının sağlık ve hayat standartlarında
azımsanamayacak faydalar getirmiştir. Avrupa’nın pek çok bölgesinde çevre
tartışmasız olarak günümüzde, sanayileşme döneminin başlangıcından bu yana
daha iyi durumdadır. Bu duruma kirliliğin azaltılması, doğanın korunması ve
daha iyi atık yönetiminin hepsi birlikte katkı sağlamıştır.
Çevre politikaları ayrıca ekonomik fırsatlar yaratmakta ve böylece AB’yi 2020
yılına kadar güçlü, sürdürülebilir ve kapsayıcı bir ekonomi haline getirmeyi
hedefleyen Avrupa 2020 Stratejisine katkıda bulunmaktadır. Örneğin, çevrenin
bozulmasını azaltan ve doğal kaynakların devamlılığını sağlayan mal ve hizmetleri
üreten çevre sanayisi sektörü, 2000 ile 2011 yılları arasında %50’den fazla
büyümüştür. Bu sektör, 2008 yılındaki ekonomik krizden bu yana gelir, ticaret ve
istihdam bakımından gelişen az sayıdaki ekonomik sektörden biri olmuştur.
Doksanlı ve iki binli yıllarda kaydedilen çevresel ilerlemelere rağmen Avrupa’nın
günümüzde karşılaştığı güçlükler azımsanamaz. Avrupa’nın doğal sermayesi
tarım, balıkçılık, taşımacılık ve ulaşım, endüstri, turizm ve düzensiz kentsel gelişim
gibi sosyoekonomik faaliyetler tarafından bozulmaktadır. Ayrıca çevre üzerindeki
küresel baskılar, özellikle ekonomi ve nüfustaki artış ve değişen tüketim kalıpları
sebebiyle, 1990’lardan beri benzeri görülmemiş şekilde büyümektedir.

Aynı zamanda, Avrupa’daki çevreyle bağlantılı güçlüklerin karakteristik
özelliklerinin ve bunların küreselleşen dünyada ekonomik ve sosyal sistemler
ile olan birbirine bağımlılığının giderek daha iyi anlaşılması, mevcut bilgi ve
yönetişim yaklaşımlarının bunların üstesinden gelmeye yeterli olmadığının daha
fazla fark edilmesini beraberinde getirmiştir.
SOER 2015 bu zemin üzerinde yazılmıştır. Çok sayıda yazılı kaynağı esas alan bu
sentez raporu; Avrupa’da çevrenin durumunu, eğilimleri ve öngörüleri küresel bir
bağlamda değerlendirmekte, 2050 vizyonu ile paralel olarak politikaların ve bilgi
dağarcığının yeniden kalibre edilmesi fırsatlarını incelemektedir.


Günümüzde Avrupa’da çevre
2050 vizyonuna başarıyla ulaşılması, üç temel alandaki eylemlere odaklanır:
• ekonomik refah ve insanların esenliğini destekleyen doğal sermayenin
korunması;
• kaynak verimli, düşük karbonlu ekonomik ve sosyal kalkınmanın teşvik
edilmesi;
• insanların çevre kaynaklı sağlik sorunlarından koruması.
Tablo ES.1’de özetlenen analiz, çevre politikası pek çok iyileşme getirse de bu
alanların her birinde önemli güçlüklerin varlığını sürdürdüğünü göstermektedir.
Avrupa’nın doğal sermayesi henüz, 7. Çevre Eylem Programının hedefleri
seviyesinde korunamamakta, muhafaza edilememekte ve geliştirilememektedir.
Kirliliğin azaltılması, Avrupa’daki havanın ve suyun kalitesini kayda değer oranda
yükseltmiştir. Ancak toprak işlevlerinin kaybolması, arazi bozunumu ve iklim
değişikliği, Avrupa’nın ekonomik üretim ve refahının temelini teşkil eden çevresel
malların ve hizmetlerin akışını tehdit eden başlıca kaygılar olmaya devam
etmektedir.

Korunan türlerin ve habitat çeşitlerinin yüksek bir yüzdesinin, sırasıyla %60 ve
%77, içinde bulundukları korunma durumu olumsuz kabul edilmektedir ve bazı
daha spesifik hedeflere ulaşıyor olsa bile Avrupa, 2020’ye kadar biyoçeşitlilik
kaybını durdurma genel hedefini yakalamaya doğru yol alamamaktadır. Geleceğe
bakıldığında, iklim değişikliği etkilerinin yoğunluğunun artması öngörülmekte,
biyoçeşitlilik kaybının altında yatan sebeplerin varlığını sürdürmesi
beklenmektedir.
Kaynak verimliği ve düşük karbonlu topluma dönersek, kısa vadedeki eğilimler
daha umut vericidir. Ekonomik üretimdeki %45’lik artışa rağmen Avrupa’daki
sera gazı emisyonları, 1990’dan bu yana %19 azalmıştır. Diğer çevresel baskılar
da mutlak anlamda ekonomik büyümeyle bağlarını koparmıştır. Fosil yakıt
kullanımı ve benzer şekilde taşımacılık/ulaştırma ve sanayiden kaynaklanan bazı
kirleticilerin emisyonları azalmıştır. Daha yakın tarihte, 2007’den beri, AB’nin
toplam kaynak kullanımı %19 düşmüştür. Neredeyse her ülkede daha az atık
üretilmektedir ve geri dönüşüm oranlarında artış görülmüştür.
Politikalar işe yaramakla birlikte, 2008 ekonomik krizi ve ardından gelen
ekonomik daralma da bazı baskıların azalmasına katkı sağlamıştır ancak bu
iyileşmelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğini zaman gösterecektir. Buna ek
olarak, halihazırdaki çevre politikasının hedef seviyesi, Avrupa’nın uzun vadeli
çevre hedeflerine ulaşmasına kafi gelmeyebilir. Söz gelimi, öngörülen sera
gazı emisyonu düşüşleri, şu anda AB’yi 2050 hedefi olan emisyonlarda %80–95
düşüşe giden bir yola ulaştırmakta yetersizdir.
Sağlık üzerindeki çevre kaynaklı tehlikeler bakımından son yıllarda, içme
suyu ve yüzme suyunun kalitesinde dikkate değer iyileşmeler yaşanmış ve
bazı tehlikeli kirleticiler azaltılmıştır. Öte yandan, hava kalitesindeki bir takım
iyileşmelere rağmen hava ve gürültü kirliliği, bilhassa kentsel alanlarda
sağlıkta ciddi etkilere neden olmaya devam etmektedir. 2011 yılında AB’deki
430.000 civarındaki erken ölüm ince parçacıklı maddeye (PM2,5) bağlanmıştır.
Çevresel gürültüye maruziyetin her yıl koroner kalp hastalığı ve inmeler sebebiyle
en az 10.000 erken ölüme katkı yaptığı tahmin edilmektedir. Ayrıca kimyasalların
özellikle de tüketim ürünlerinin kullanımının giderek çoğalması, insanlarda
endokrin hastalıkları ve bozukluklarında görülen artışla ilişkilendirilmiştir.

Önümüzdeki yıllarda çevre kaynaklı sağlık tehlikelerinin genel görünümü belirsiz
olmakla birlikte bazı alanlarda kaygı vericidir. Örneğin hava kalitesinde öngörülen
iyileşmelerin sağlık ve çevreye devam eden zararını önlemeye yeterli olması
beklenmemekte, buna karşın sağlık üzerinde iklim değişikliğinden kaynaklanan
etkilerin kötüleşmesi beklenmektedir.
Sistemik güçlüklerin anlaşılması
7. Çevre Eylem Programında öncelik verilen üç alana bakıldığında, Avrupa bazı
temel çevresel baskıları azaltmakta ilerleme kaydetmiştir. Ancak çoğunlukla
bu iyileşmeler, ekosistem dayanıklılığının yükselmesi veya sağlık ve refahtaki
tehlikelerin azalmasına henüz yol açmış değildir. Bunlara ilaveten, uzun vadeli
genel görünüm çoğunlukla, son yıllardaki eğilimlerin öne sürebileceğinden daha
az olumludur.
Bu tutarsızlığa çeşitli etmenler katkı yapmaktadır. Çevre sistemlerinin
dinamikleri, azalan baskıların çevrenin durumunda ilerlemelere dönüşmesinde
önemli bir gecikmeye neden olabilir. Ek olarak, son zamanlardaki azalmalara
karşın, mutlak anlamda çok sayıda baskı kayda değer olmayı sürdürmektedir.
Örnek verecek olursak fosil yakıtlar hala AB enerji arzının dörtte üçüne karşılık
gelmekte, bu da iklim değişikliği, asitleşme ve ötrofikasyon etkileri yoluyla
ekosistemlere ağır bir yük oluşturmaktadır.
Çevresel ve sosyoekonomik sistemlerdeki geribildirimler, birbirine
bağımlılıklar ve çıkmazlar da çevresel baskıları ve bunlarla ilişkili etkileri
azaltma çabalarının altını çizmektedir. Örneğin, üretim süreçlerindeki verimliliğin
artması, tüketimi artırarak mal ve hizmetlerin maliyetini düşürebilir (‘yansıma
etkisi’). Baskılardaki azalımlardan elde edilen kazanımlar, maruziyet kalıpları ve
insani hassasiyetlerdeki mesela şehirleşmeyle bağlantılı değişimler nedeniyle
sıfırlanabilir. Pek çok çevresel baskıdan sorumlu sürdürülebilir üretim ve tüketim
sistemleri aynı zamanda, iş olanakları ve kazançları da içeren çeşitli faydalar
sağlayabilir. Bu faydalar, değişime direnç gösteren sektörler ve topluluklar için
güçlü teşvikler yaratabilir.

 

Avrupa çevresel yönetişiminin önündeki belki de en zorlu güçlük, çevresel
sebeplerin, eğilimlerin ve etkilerin giderek küreselleştiği gerçeğinden
doğmaktadır. Günümüzde farklı uzun vadeli değişimler Avrupa’da çevre, tüketim
kalıpları ve yaşam standartlarını etkilemektedir. Söz gelimi, son yıllardaki küresel
ekonomik büyümeye eşlik ederek tırmanan kaynak kullanımı ve emisyonlar,
yeni riskler oluşturmanın yanı sıra Avrupa’nın sera gazı emisyonlarını ve kirliliği
kesmekteki başarısının getirdiği faydaları eksiltmiştir. Tedarik zincirlerinin
küreselleşmesi, aynı zamanda, Avrupa’nın üretim ve tüketiminin çoğu etkisinin,
Avrupalı işletmelerin, tüketicilerin ve politika yapıcıların görece sınırlı bilgi, sevk
ve etki kapsamına sahip oldukları dünyanın başka kısımlarında gerçekleşmesi
anlamına gelmektedir.
Yeşil bir ekonomiye dönüşüm için politika ve bilgilerin yeniden
düzenlenmesi
AÇA’nın Avrupa’da Çevre – 2010 Durum ve Genel Görünüm raporu (SOER 2010),
Avrupa’nın süreğen, sistemik çevresel zorlukların üzerine gitmek için acilen
çok daha entegre bir yaklaşıma geçiş yapma ihtiyacı olduğuna dikkat çekmiştir.
Söz konusu rapor, Avrupa ve komşu ülkelerin uzun vadeli sürdürülebilirliğini
teminat altına almak için yeşil bir ekonomiye dönüşümü, ihtiyaç duyulan bir
değişikliklerden biri olarak tanımlamıştır. Tablo ES.1’de özetlenen analiz, bu
temel geçişin yerine getirilmesindeki ilerlemeye dair sınırlı kanıt sunmaktadır.
Bu analiz topluca dikkate alındığında, tek başına çevre politikalarının, ekonomi
veya teknoloji güdümlü verimlilik kazanımlarının 2050 vizyonuna erişmeye yeterli
olmayacağını ortaya koymaktadır. Ekolojik limitler dahilinde iyi yaşam, çevre
ve iklim baskılarının temel nedeni olan üretim ve tüketim sistemlerinde köklü
dönüşümler gerektirmektedir. Bu değişimler, yapıları gereği, baskın kurumlar,
uygulamalar, teknolojiler, politikalar, yaşam tarzları ve düşüncelerde köklü
değişiklikleri zorunlu kılacaktır.
Mevcut politika yaklaşımlarının yeniden düzenlenmesi, bu gibi dönüşümlere
esaslı katkı sağlayabilir. Çevre ve iklim politikası alanında yerleşmiş ve birbirini
tamamlayıcı dört yaklaşım, birlikte düşünülüp tutarlı biçimde yürütülürse uzun

vadeli dönüşümlerde katedilen mesafeyi artırabilir. Bu yaklaşımlar şunlardır:
kaynak verimli teknolojik yenilikler yoluyla sosyoekonomik fırsatlar yaratırken,
ekosistem ve insan sağlığına bilinen etkileri azaltmak; örneğin şehirlerdeki
dayanıklılığı yükselterek beklenen iklim değişikliği ve diğer çevresel değişikliklere
uyumlaştırmak; bilimsel erken uyarılara dayalı ihtiyati ve önleyici eylemlerde
bulunarak insanların sağlık ve refahı ile ekosistemlerde oluşabilecek olası
ciddi zararı önlemek; doğal kaynakları geliştirerek, ekonomik kalkınmaya
katkı sağlayarak ve sosyal ve toplumdaki adaletsizliklerin üstüne giderek
ekosistemlerdeki dayanıklılığı yeniden sağlamak.
Avrupa’nın yeşil bir ekonomiye doğru ilerlemedeki başarısı kısmen, bu dört
yaklaşım arasında doğru dengeyi kurmasına bağlıdır. Kaynak verimliliği,
ekosistem dayanıklılığı ve insanların refahı arasındaki ilişkileri açıkça tanıyan
amaçlar ve hedefler içeren politika paketleri, Avrupa’nın üretim ve tüketim
sistemlerinin yeniden yapılandırılmasına ivme kazandıracaktır. Vatandaşları, sivil
toplum örgütlerini, işletmeleri ve şehirleri irtibatlandıran yönetişim yaklaşımları
bu bağlamda ek kaldıraçlar sunacaktır.
Sürdürülemez üretim ve tüketim sistemlerinde ihtiyaç duyulan dönüşümleri
yönlendirmek için pek çok farklı fırsat bulunmaktadır:
• Çevre ve iklim politikasının yürütülmesi, entegre edilmesi ve tutarlılığı.
Avrupa’da çevre, insan hayatı ve ekonomik refahtaki kısa ve uzun vadeli
ilerlemelerin temeli; politikaların tam uygulanmasına ve çevrenin, çevresel
baskı ve etkilere en çok katkı yapan sektörel politikalara daha iyi entegre
edilmesine bağlıdır. Bu alanlar arasında enerji, tarım, ulaşım/taşımacılık,
sanayi, turizm, balıkçılık ve bölgesel kalkınma bulunur.
• Gelecek için yatırım. Gıda, enerji, barınma ve hareketlilik gibi temel sosyal
ihtiyaçları karşılayan üretim-tüketim sistemleri, masraflı ve uzun süreli
altyapılara dayanmaktadır. Bu da yatırım seçeneklerinin uzun vadede
farklı sonuçlar doğurabileceği anlamını taşır. Bu durum, toplumu var olan
teknolojilere mahkum eden ve böylelikle yenilik seçeneklerini kısıtlayan veya
muadillerine yapılacak yatırımları engelleyen yatırımlardan kaçınmayı elzem
kılmaktadır.

• Niş yeniliklerin desteklenmesi ve ölçeğinin büyütülmesi. Sistemik
dönüşümlerin yönlendirilmesinde, yenilenmenin ilerleme hızı ve fikirlerin
yayılması merkezi rol oynar. Yeni teknolojilere ek olarak, inovasyon
çeşitli biçimlere bürünebilir. Bunlar, yeşil bonolar gibi finans araçlarını ve
ekosistem hizmetleri için ödemeler; entegre kaynak yönetimi yaklaşımlarını
ve örneğin enerji, gıda ve hareketlilik hizmetlerinin geliştirilmesinde
tüketicilerin ve üreticilerin rolünü birleştiren ‘profesyonel müşterilik’ benzeri
sosyal yenilikleri kapsayabilir.
• Bilgi tabanının genişletilmesi. Halihazırdaki, oluşturulmuş izleme, veri ve
göstergeler ile dönüşümleri desteklemek için gerek duyulan bilgi dağarcığı
arasında bir boşluk bulunmaktadır. Bu boşluğun kapatılması; sistem
bilimi, ileriye dönük bilişim, sistemik riskler ve çevredeki değişiklikler ile
insanoğlunun refahı arasındaki ilişkilerin daha iyi anlaşılması için yatırım
yapılmasını gerektirir.
AB’nin 7. Çevre Eylem Programı, AB’nin Çok Yıllık Mali Çerçevesi 2014–2020 ile
Avrupa 2020 Araştırma ve Yenilik Strateji ve Çerçeve Programı (Horizon 2020) için
geçerli olan ortak zaman çerçevesi; yeşil bir ekonomiye dönüşümü destekleyen
politika, yatırım ve araştırma faaliyetleri boyunca sinerjilerden yararlanmak için
benzersiz bir fırsat sunmaktadır.
Ekonomik kriz, Avrupa vatandaşlarının çevre konularındaki hassasiyetlerini
azaltmamıştır. Aksine, Avrupa vatandaşları çevreyi korumak için her düzeyde
daha fazla şeyin yapılması ve kaydedilen ulusal ilerlemenin çevresel, sosyal ve
ekonomik kriterler kullanılarak ölçülmesi gerektiğine kuvvetle inanmaktadır.
7. Çevre Eylem Programında AB, bugünkü küçük çocukların ömürlerinin yaklaşık
yarısını, döngüsel bir ekonomi ve dayanıklı ekosistemlere dayalı, düşük karbonlu
bir toplumda geçireceklerini öngörmektedir. Bu taahhüdün yerine getirilmesi

Avrupa’yı bilim ve teknolojide ulaşılan son noktaya taşıyabilir. Ancak, bu
taahhüdün yerine getirilebilmesi için aciliyetin daha fazla anlaşılması ve daha
cesur eylemlerde bulunulması gerekmektedir. Bu rapor, söz konusu vizyon ve
hedeflere ulaşılması yolunda bilgiye dayalı bir katkı sunmaktadır.

Tüm raporu okumak için lütfen tıklayınız

SOER-Synthesis2015-TR-min

 


  • gplus
  • pinterest

Yazar

Leave a comment