Ankara’nın Kızılırmak Suyundan Başka Seçeneği Yok mu?

 

Prof Dr.İlhami Ünver (E)

Emekli, su ve toprak bilimleri uzmanı

2.12.2017

Ankara Belediye Başkanı, 2019 ana seçimlerine uygun bir aday olmadığı öne sürülerek görevden alındı ve yerine yeni bir başkan getirildi. Yeni başkan da, fıskiyeleri, heykelleri kaldırmak, bürokratların toptan istifasını almak gibi konularda hızlı bir giriş yaptı.  Görev süresinin 14-15 ay olacağı düşünüldüğünde, öncelikleri çoğunluğu şaşırtmış olmalı. Oysa Başkentin on yılı aşkın süredir yaşadığı bir su sorunu var ki, her konuyu bırakıp bütün enerjisiyle ona yönelse, kısacık görev süresinde kanımca tarihe geçecek bir iş yapmış olurdu.

Ankara’nın içme suyu ve kanalizasyon projeksiyonları, planlı ve sistematik bir yaklaşımla, ilk olarak 1969 yılında hazırlanan “Ankara Project Report on Feasibility and Master Plan for Water Supply – Camp Harris & Mesera  Consulting Engineers” adlı raporda ele alındı. O dönemde kentin nüfusu yaklaşık 1,2 milyon, yıllık su gereksinimi de 60 milyon metreküp kadardı. 2017 yılı sonunda nüfus 5,5 milyon, yıllık su tüketimi de yaklaşık 440 milyon metreküpe ulaştı. Katlanarak büyüyen bu rakamlar ve örneği verilen rapor, bir kentin gereksinmeleri planlanırken, çok, ama çok uzun süreleri göz önüne almak gerektiğini gözler önüne seriyor. İlginçtir, anılan raporda, uzun dönemde Gerede Çayından da yararlanılması gereği belirtiliyordu. Bu yaklaşımın, o dönem için olağanüstü bir uzgörü olduğunu kimse görmezden gelemez.

Şu anda işletilenlere ek olarak Ankara’ya su taşımak üzere yapılmakta olan bir tek içme suyu proje var ki, “Gerede Çayı II. Merhale Projesi” deniyor. Bu projede,  2010 yılı sonunda imzalanan sözleşme ile, 2014 yılında Ankara’ya Gerede Çayından su getirilmesi öngörülmüştü. Mayıs 2011’de o suyu Çamlıdere Barajı’na aktaracak olan Işıklı Tünelinin temeli büyük umutlarla atıldı. Öngörülen sürede, suları Tünele yönlendirecek olan Işıklı Regülatörü bitirildi. Ancak Tünel çalışmaları birçok kez sekteye uğradı. Yapımcı ortaklığın tünel açan “köstebek” adlı bir TDM aygıtını kayalar yuttu, geri vermedi. Fay hatları geçit vermedi, su basmaları yaşandı, umulmadık jeolojik sorunlarla karşılaşıldı vb. Ama açık bir gerçek var ki, 2017 yılı da bitti, ortada su da yok, güvenilir bir haber de. Ara sıra basına sızdırılan haberlerin de oyalama amacı taşıdığı ve güvenilirliğinin kalmadığı ortada.

Bir zamanlar gençler Keçiören Metrosu için “Allahım aşkımız da Keçiören Metrosu gibi hiç bitmesin” diye pankartlar asıyorardı.  O şakaların şimdi de Gerede Suyu için yapılması gerekiyor.

Söz konusu projenin daha önceki geçmişi ülke için büyük bir kayıp ve üzüntü kaynağıdır. Gerek DSİ, gerekse yapımın kredi koşullarını üstlenecek olan Japon JBIC bankası (JICA), yaklaşık 370 milyon dolar dolayında bir maliyet üzerinde hemen tümüyle anlaşmışlar, hatta imza için davetiyeler bile bastırılmıştı. Ancak Ankara’nın görevden alınan başkanı, benzersiz engin görüşüyle (aktif görevde olmadığı için hakkında daha fazla bir şey söylenmeyecektir), projenin ivedi olmadığını öne sürerek, son anda işi bozmuş, sonuçta 2007 yazında Başkent korkunç bir susuzluk sorunu yaşamıştı. O proje örneğin 2010 yılında gerçekleşmiş olsaydı, Ankara 2030’lara değin Kızılırmak suyuna hiç gerek duymayacak, o tarihten sonra da %10-15 dolayında Kızılırmak suyu katkılarıyla uzun süre su sorunuyla karşılaşmayacaktı.

Şu anda Kızılırmak’ın kent içme suları içinde payı 1/3-1/2 arası değişmektedir. Kızılırmak suyuna yönelme sorunu başkalarınca birçok kez değişik açılardan ele alındığı için burada yeniden incelenmeyecektir. Başkentliler o sorunların bir bölümünü bilerek yaşıyor, sistemin bakımı, enerji ve arıtma giderleri vb yönlerini ise farkına varmadan ödüyorlar.  Kısaca özetlersek, o yanlışın bedeli birçok yönden feci oldu.

Kızılırmak suyunun önemli sakıncalarından biri, niteliğinin düşüklüğüdür. Burada bir not düşelim: Uzman olmayanların anlayamayacağı biçimde, ASKİ’nin su analizlerinde birtakım yanlışlar var, insan ve çevre sağlığı açısından sakınca oluşturmadığı için, bu yanlışları günlük tartışmalara eklemek niyetinde değilim. Yine de herkesin kolayca anlayabileceği bir parametre olarak sertliği ele alalım. Kurtboğazı ve Çamlıdere barajlarından gelen suların ortalama sertliği 8 kalsiyum karbonat eşdeğeri ise, Kızılırmak’ınki de yaklaşık 48, yani ortalamanın 6 katıdır. Kızılırmak’ın ortalamadaki payı yarı yarıya olduğunda, sertlik de buna bağlı olarak 28 dolayında dolaşacaktır. Oysa Gerede Suyu gibi sertliği diğer kuzey havza sularına benzeyen başka bir iyi su kaynağı devreye girip seyrelme arttığında, Kızılırmak Suyu çoğu yıllar tümden devreden çıkacak, zorunlu durumlarda da karşıma oranı ve su sertliği tüketicinin algılayamayacağı düzeylere inmiş olacaktır.

Işıklı Tüneli’nde yapımcının karşısındaki kurum DSİ Genel Müdürlüğü ama Gerede Suyunun getirilmesi konusunda ivedi yapılması gereken öyle çok başka iş var ki: Yöredeki endüstriyel kuruluşların uzaklaştırılması (veya yeniden yapılandırılması), yerel halkın yeni sistemin gereklerine hazırlanması, erozyon önleme çalışmaları, İvedik arıtma tesisinin kapasitesinin yükseltilmesi, ilk akla gelenler oluyor. Türkiye, Başkentini yıllardır olumsuz su sorunlarıyla boğuşmaktan kurtaracak birikime, deneyime, güce, her şeye sahiptir. Zıtlaşma dönemi sona erdi, şimdi tüm kurumlardan, tüm görevlilerden ve tüm yetkililerden daha fazla kararlılık bekliyoruz. Ankara’yı lütfen bir an önce Kızılırmak bağımlılığından kurtarınız.


  • gplus
  • pinterest

Yazar

Prof.Dr. İlhami Ünver

Prof. Dr. İlhami Ünver (E)

Su ve Toprak Bilimleri uzmanı

Leave a comment