AB’nin  Su Politikası ve Çevre Eğilimlerinin  Son Durumu    

 

  Avrupa su politikası, hedeflerini yerine getirmek ve sağlıklı su ekosistemine sahip olmaktan oldukça uzaktır

Avrupa ve ulusal su politikasının temel amacı Avrupa genelinde, insanların ihtiyaçları ve çevre için yeterli miktarda iyi kalitede suyu mevcut olmasını sağlamaktır. 2000 yılında, Su Çerçeve Direktifi, AB içerisinde su kaynaklarını yönetme, koruma ve kalitesini geliştirme için bir çerçeve oluşturmuştur. Ana amacı, bütün yüzey ve yeraltı sularının 2015’e kadar iyi durumda olmasıdır (muaf tutulma için sebepler olması haricinde). İyi duruma erişme; suyun ekoloji, kimya, morfoloji ve miktarı açısından bazı standartlara uygun olması anlamına gelmektedir.

Su miktarı ve kalitesi yakından bağlantılıdır. 2012 yılında, ‘Avrupa’nın Su Kaynaklarının Korunması Tasarısı’ iyi durum standardını karşılayan kilit bir unsurun, su kaynaklarının aşırı sömürülmemesini sağlamak olduğunu vurgulamıştır (EC, 2012b). 2010 yılında, AB Üye Ülkeleri su ortamının korunması ve iyileştirilmesini amaçlayan 160 Nehir Havzası Yönetim Planını açıklamıştır. Söz konusu planlar 2009–2015 dönemini kapsarken, 2015 yılında tamamlanacak ikinci Nehir Havzası Yönetim Planları seti ise 2016–2021 dönemini kapsamaktadır. Son birkaç yıl içerisinde, AB Üyesi olmayan Avrupa ülkeleri, Su Çerçeve Direktifi ile önerilenlere benzer nehir havzası faaliyetleri geliştirdiler.

 

 

2009 yılında, yüzey su kütlelerinin %43’ü iyi veya yüksek ekolojik durumdaydı ve Su Çerçeve Direktifinin 2015 itibariyle iyi ekolojik duruma erişme amacını sadece yüzey su kütlelerinin %53’ünün karşılaması olasıdır (Harita 3.2). Bu mütevazi bir iyileştirmeyi içerir ve politikanın hedeflerini karşılamaktan uzaktadır. Nehirler ve geçişli sular ortalamada göller ve karasularından daha kötü durumdadır. Yüzey su kütlelerinin ekolojik durumu hakkındaki endişeler çoğunlukla orta ve kuzey batı Avrupa’daki yoğun tarım uygulamaları ve yüksek nüfus yoğunluğu olan alanlar için dile getirilmektedir. Karasularının ve geçişli suların durumu Karadeniz ve Kuzey Denizinde de endişe vericidir.

Yayılı kaynaklardan gelen kirlilik çoğu yüzey suyu kütlesini etkilemektedir. Tarım özellikle yaygın kirliliğin büyük bir kaynağıdır ve gübre akıntısının besin ögelerini zenginleştirmesine neden olur. Tarımsal böcek ilaçları da yüzey ve yeraltı suyu kütlelerinde yaygın olarak tespit edilmektedir. Hidromorfolojik baskılar (su kütlelerinin fiziksel şekillerine yapılan değişiklikler) da bir çok yüzey suyu kütlesini etkilemektedir. Hidromorfolojik baskılar, habitatları değiştirir ve çoğunlukla su gücü, navigasyon, tarım, taşkın koruması ve kentsel gelişimin sonucudur. Nehir Havzası Yönetim Planlarının ikinci seti, iyi ekolojik durumdan daha azına neden oluyorlarsa hidromorfolojik baskıları azaltmak için önlemler içermelidir.

Kimyasal durum da başka bir endişe nedenidir. Nehir ve göllerin yaklaşık %10’u kötü kimyasal durumdadır. Polisiklik aromatik hidrokarbonlar, nehirlerdeki kötü durumun yaygın bir nedenidir ve ağır metaller de nehir ve göllerdeki yetersiz duruma belirgin ölçüde katkıda bulunmaktadır. Başlıca nedeni nitrat olmak üzere yeraltı sularının yaklaşık %25’i kötü bir durumdadır. Özellikle, Avrupa’nın yüzey sularının %40’ının kimyasal durumu bilinmemektedir.

Nehir havzalarında karşılaşılan baskıların türleri hakkında görece netlik olsa da, bunların nasıl üstesinden gelineceği ve çevresel hedeflere ulaşmada önlemlerin

nasıl katkıda bulunacağı daha az nettir. Nehir Havza Yönetim Planlarının bir sonraki döngüsünün (2016–2021) bu durumu iyileştirmesi gerekmektedir. Ek olarak, su kullanımının verimliliğini iyileştirme ve iklim değişikliklerine uyum sağlama su yönetimi için başlıca zorluklardır. Yeşil altyapının bir parçası olarak tatlı su ekosistemlerini yenileme ve taşkın yatağı ıslahı, bu zorluklara hitap etmeye yardımcı olacaktır. Bu eylemler ayrıca ekosistem kalitesini iyileştirme, selleri azaltma ve su kıtlığı azaltmak için doğal su tutma yöntemlerini kullanarak çoklu faydalar sağlayacaktır.

Su ekosistemlerinin durumu toprak ve su kaynaklarını nasıl idare ettiğimiz ve tarım, enerji ve taşımacılık/ulaştırma gibi sektörlerden gelen baskılarla yakından bağlantılı olduğundan sağlıklı su ekosistemleri elde etmek sistemik bir bakış takınmayı gerektirir. Politika hedeflerine ulaşmak için su yönetimini iyileştirmek için yeterli fırsatlar bulunmaktadır. Bunlar mevcut su politikasının sıkı bir şekilde uygulanmasını ve su politikası hedeflerinin Ortak Tarım Politikası, AB Uyum ve Yapısal Fonları ve sektörsel politikalar gibi diğer alanlara entegrasyonunu içermektedir.

 

Su ortamlarına aşırı besi (azot ve fosfor) girişi, türlerin bolluğu ve çeşitliliğinde değişikliğin yanı sıra alg çoğalmaları, oksijeni alınmış ölü bölgeler ve yeraltı sularına nitratın sızması ile sonuçlanan ötrofikasyona neden olmaktadır. Bu değişikliklerin tamamı su ortamlarının uzun vadede kalitesini tehdit etmektedir.

Bu durumun içme suyu, balıkçılık ve rekreasyon fırsatları gibi ekosistem hizmetlerinin sağlanmasında olası sonuçları vardır. Su ortamlarına aşırı besi (azot ve fosfor) girişi, türlerin bolluğu ve çeşitliliğinde değişikliğin yanı sıra alg çoğalmaları, oksijeni alınmış ölü bölgeler ve yer altı sularına nitratın sızması ile sonuçlanan ötrofikasyona neden olmaktadır. Bu değişikliklerin tamamı su ortamlarının uzun vadede kalitesini tehdit etmektedir.

Bu durumun içme suyu, balıkçılık ve rekreasyon fırsatları gibi ekosistem hizmetlerinin sağlanmasında olası sonuçları vardır.

 

Avrupa’nın suları, kentsel atık su arıtımından gelen kirliliği azaltmak için kanalizasyon sistemlerine yapılan yatırımlar nedeniyle 25 yıl öncesinden çok daha temizdir. Yine de, zorluklar hala devam etmektedir. Nehir ve kıyı su kütlelerinin %40’ından fazlası tarım kaynaklı yayılı kirlilikten etkilenirken, %20 ila %25 arasında bir bölümü sanayi tesisleri, kanalizasyon sistemleri ve atık su arıtma tesisleri gibi noktasal kaynaklı kirliliğe maruz kalmaktadır (Harita 3.3).

Tatlı su kütlelerindeki besin seviyeleri azalmaktadır. Avrupa nehirlerindeki fosfat ve nitrat ortalama seviyeleri 1992 ila 2011 yılları arasında sırasıyla %57’den %20’ye düşmüştür (EEA, 2014q). Bu çoğunlukla Avrupa ve ulusal seviyelerde nitratın tarım girdilerini azaltma önlemlerinin etkilerinden ziyade atık su arıtımındaki gelişmeleri ve deterjanlarındaki fosfor seviyelerindeki azalmaları yansıtmaktadır.

Her ne kadar tarımsal azot dengeleri azalsa da, bazı ülkelerde özellikle batı Avrupa’daki düz alanlarda hala yüksektir. Tarımsal kirliliği ortadan kaldırmak için alınan önlemler mahsul ve hayvan üretiminde azot kullanımının verimliliğini geliştirme, depolama ve uygulama sırasında hayvan gübresindeki azotu koruma, ve Nitrat Direktifine tam uyumu içermektedir. Çapraz uyumu iyileştirme (çiftçiler için mali desteği Avrupa yasalarına uyumu bağlayan mekanizma) ve yetersiz atık su arıtımı ve etkisiz gübre yönetiminden dolayı amonyak salımı ile başa çıkmak, özellikle besi salımlarında daha sonraki önemli azalmaları sağlamak için önemlidir (EU, 2013).

Su bentlerine toplam besi girişini Avrupa ölçeğinde azaltmak ayrıca hidrolojik sistemleri bir bütün olarak kapsayan bir yaklaşım gerektirir zira besinlerin nehir ve yüzey sularına yüklenmesi akıntı yönündeki geçişli sular ve karasularında etkiye sahiptir. Besi ögelerinin girişini azaltacak herhangi bir önlem, nehirler üzerine odaklanan önlemlerin, kıyı ve deniz ortamındaki baskıyı azaltması bir süre alacağından, ayrıca gecikme süresini de dikkate almalıdır.

 

Avrupa’daki suların nicel, ekolojik ve kimyasal durumu

Avrupa’daki suların nicel, ekolojik ve kimyasal durumu insan sağlığını ve refahını ciddi şekilde etkileyebilir (bkz. Alt bölüm 3.5). Bu sağlık etkileri; iyi kalitede içme suyuna erişimin olması, yetersiz hijyen, kirlenmiş yüzme suyuna maruziyet ve kirlenmiş tatlı su ile deniz suyunun tüketilmesi yoluyla doğrudan hissedilebilir.

Ayrıca ekosistemlerin insan refahı için elzem olan hizmetleri karşılama becerisi baltalandığında bunlar dolaylı olarak da hissedilebilir. Avrupa’da su yolu ile taşınan hastalıkların toplam yükü, muhtemelen asıl değerinin altında görülmektedir (EFSA, 2013) ve bu hastalıkların iklim değişikliğinden etkilenmesi olasıdır (WHO, 2008; IPCC, 2014a).

Avrupalıların çoğu, arıtılmış içme suyunu, İçme Suyu Direktifi tarafından düzenlenen kalite standartlarına uygun belediye şebekelerinden almaktadır (EU, 1998). AB nüfusunun %22’sine hizmet veren ve kalite standartlarıyla daha az uyum içinde olan daha küçük su şebekeleri (KWR, 2011), kirliliğe ve iklim değişikliğinin etkilerine daha yatkındır. Bu küçük su şebekelerinin İçme Suyu Direktifi’ne uyumunun artması ve iklim değişikliğine dayanıklı hale gelmesi için özel çabalar gerekmektedir (EEA, 2011f; WHO, 2011c, 2010b).

Atık suyun toplanması ve arıtılması hususunda ulusal mevzuatla birlikte Kentsel İçme Suyu Direktifi (EU, 1991) kapsamında 1990’dan beri kaydedilen ilerleme, yüzme suyu kalitesinde oldukça büyük bir düzenlemeye katkı sağlamış ve

Avrupa’nın bazı kısımlarında halk sağlığı tehlikelerini azaltmıştır (EEA, 2014g) (Şekil 5.1). Son yıllarda Avrupa’daki sulara kirleticilerin boşaltılmasının azaltılmasında kayda değer ilerleme görülse de besin ögeleri, zirai ilaçlar, endüstriyel kimyasallar ve ev tipi kimyasallar yüzey suları, yer altı suları ve deniz sularının kalitesine etki etmeye devam etmektedir. Bu da su ekosistemlerini tehdit etmekte ve insan sağlığına olası etkileri hakkında kaygı uyandırmaktadır (EEA, 2011d; ETC/ICM, 2013) (ayrıca bkz Alt bölümler 3.5 ve 3.6)

Farmasötikler, kişisel bakım ürünleri ve diğer tüketim ürünlerinden kaynaklanan kimyasallar çevre ve insan sağlığı üzerinde istenmeyen etkilere sahip olabilir. İnsan vücudunun hormonal sistemini etkileyen endokrin bozulması da özellikle kaygı vericidir. Maalesef, bu kimyasalların çevresel etkileri ile karışımlarının hamile kadınlar, küçük çocuklar veya bazı hastalıkları olan kişiler gibi hassas toplum grupları üzerinde oluşturdukları olası etkilerinin çok azı anlaşılmıştır (EEA, 2011d; Larsson et al., 2007; EEA, 2012f; EEA/JRC, 2013). İleri atık su arıtımı ve içme suyunun arıtılması yoğun enerji ve kimyasal gerektirdiğinden, kimyasal kirliliğin kaynağında azaltılması önemli bir kaynak verimliliği önlemi haline gelmiştir.

Alglerin çoğalması ve bununla ilişkili olarak toksin üreten siyanobakterilerin üremesi, su kütlelerin özellikle sıcak havalarda besin ögeleri bakımından zenginleşmesiyle bağlantılı olup insan sağlığına etki etmesi olasıdır (Jöhnk et al., 2008; Lucentini et al., 2009). İklim değişikliği, başka patojenik mikroorganizmaların çoğalmasının yanı sıra zararlı alg çoğalmalarının sıklığını ve siyanobakteri üremesini yükseltebilir (Baker-Austin et al., 2012; IPCC, 2014a).

Bu arada su kıtlığı ve kuraklık giderek daha fazla endişe veren konular olup tarım, enerji, turizm ve içme suyu temininde ciddi sonuçlar doğurma potansiyeli taşır. İklim değişikliğiyle birlikte özellikle Akdeniz bölgesinde su kesintilerinin çoğalacağı öngörülmektedir (EEA, 2012h, 2012a). Bunun sonucundaki daha düşük akımlar, biyolojik ve kimyasal kirleticilerin konsantrasyonlarını artırabilir (EEA, 2013c). Kasabalar ve şehirler, taze suya güvenli erişimi sağlamak amacıyla giderek yeraltı suyuna bel bağlar hale gelebilir (EEA, 2012j). Bu da sürdürülebilirlik endişeleri doğurur zira çoğunlukla yeraltı sularının yeniden dolması yavaştır. İklim değişikliğinin su kaynakları üzerindeki dolaylı etkileri hayvan sağlığı, gıda üretimi ve ekosistem işlevselliğindeki etkileri içerir (WHO, 2010b; IPCC, 2014a).

Kaynak: AÇA, 2015. Avrupa’da Çevre: Durum ve Genel Görünüm 2015 – Sentez raporu. Avrupa Çevre Ajansı, Kopenhag.


  • gplus
  • pinterest

Yazar

Leave a comment