Akdeniz’in Doğusu

AKDENİZ

Masmavi gökyüzü, mavi yeşil deniz, altın sarısı güneş, kokular ve renkler, kıyılar, limanlar, kumsallar, denizciler, adalar, akıntılar, mağaralar, fenerler, balıkçılar, martılar, küfürler, ölçüsüzlükler, tanrılar, kutsal kitaplar, efsane deniz seferleri, palmiyeler, zeytin ağaçları, turunçgiller, şatafat ve sefalet, zeytinyağı, şarap, batan gemiler ve öyküleri, liman kentlerinde sarhoş denizciler ve yosmalar, tekne sintinesi, tersane katranı kokusu,korsanlar, kanlı deniz savaşları, yaşam ve düş…

AKDENİZ VE KİTAP ÜZERİNE

Ünlü Akdeniz uzmanı Braudel, büyük bir ustalıkla ve belki de başka bir araştırmaya gerek bırakmayacak şekilde tarihi ve kültürel açıdan araştırmış olsa bile, Tarihçi Henri Pirene, Akdeniz Dünyası Birliği’nin oluşu- munda etkisi olan koşulları araştırıp çok detaylı analizlerle ortaya koymuş olsa bile, Ernle Bradford, Akdeniz’in tarihini kucaklayan bütünsel bir portreyi titiz bir çalışma ve sıcak bir üslupla “Akdeniz” adlı, tarihsel klasik değeri olan yapıtına sığdırmış olsa bile, Pryor, bölgenin coğrafyası ile teknoloji ve savaş ilişkisini kapsamlı bir tarihsel inceleme çalışmasında ele almış olsa bile, Doğrusu bu deniz havzasının etrafında yükselen uluslar, sanatlar ve kültürlerin her boyutuyla ilgili çok değerli yüzlerce kitap yazılmış olsa bile, … Yine de Akdeniz hakkında yazmak için sayılamayacak kadar çok neden vardır.

Çünkü Akdeniz, içinden binlerce yeni Akdeniz’i çıkaran başlı başına bir dünyadır. Mitoz bölünen bir canlı organizmadır. Tekdüzeliği reddeden bir birliktir. Çünkü Akdeniz Dünyası, hem birliğin hem de çoğulluğun, çoksesliliğin aynı anda var olmasına izin veren karmaşık bir sistemdir. Akdeniz tarihi, gelişmenin ve karşı duruşun, Doğu’ya karşı Batı’nın, Kuzey kıyısına karşı Güney kıyısının, Avrupa’ya karşı Afrika’nın, inanca karşı batıl inancın, Hıristiyan- lığa karşı İslam’ın, Katolikliğe karşı Ortodoksluğun, büyük kentlere karşı küçük kolonilerin, gerçeğe karşı mitolojinin, adalet, bilim ve sanata karşı karanlığın tarihi olmuştur. Bu kadar yoğun karşıtlığın yarattığı dinamik, Akdeniz’i başlı başına bir dünya kılmıştır. Bu hareketli dünya belki de bu nedenle geçmişte dünyanın merkezi olarak görülmüştür.

Aslında Akdeniz, karalarla çevrili bir deniz olmaktan çok denizle sarılmış özgün bir kara olarak yaşar. Bu sınırları çizilemeyen kara parçasında halklar ve ırklar dünyanın bir başka bölgesinde görülmemiş bir şekilde ve sürekli olarak birbirlerine karışmış, yaşamış ve çatışmıştır. Akdeniz’de tarih hareketsiz bir dönemi yazarken çok zorlanır. Akdeniz’in olağanüstü dönemleri, hareketin azaldığı çok kısa periyotlardır. Akdeniz’de hareket ve çatışmalar sadece yeni ve daha büyük bir çatışmaya hazırlık yapmak için durur. Sonra yeniden yola koyulur. Bu denli hareketin, çatışmanın ve ilişkinin olduğu Akdeniz’in kültürleri, yanlızca ulusal kültürler değildir. Bu kültürel oluşum ve birikim, bugün de ülkelerin diğer bölgelerindeki kültürden farklı olarak, Akdeniz kıyılarında kendi özgün karakterini ortaya koyan bir yaşam biçimi de yaratmıştır. Akdeniz’in herhangi bir limanından rastgele seçtiğiniz bir gemiyle çıktığınız Akdeniz seferinden dönüşte, çevrenize farklı gözlerle bakacağınızdan ve hatta değerlendirmelerinizin bile farklılaşacağından emin olabilirsiniz.

Ancak bu yolculuğu antikçağda yapabilmek için Akdeniz’in doğusundaki limanlardan birinde beklemeniz gerekecekti. Aslında Akdeniz’i anlamak için çıkılacak tarih öncesi bir deniz yolculuğu mutlaka Doğu Akdeniz’den başlar. Bu yolculuk için Fenike limanlarından birinde beklenmelidir. Çünkü bu yolculuklara en erken başlayan meraklı ve cesur Akdenizliler Fenikeliler olmuştur. Heredot’un Doğu Akdeniz’e yap- tığı uzun deniz yolculuğu sırasında gördüğü ve üzerinde “bütün denizler ve ırmaklar” yazan bakır levhalar, Fenikelile- rin bu yolculuklar için yaptıkları hazırlıkların kanıtıdır. Akdeniz’e bakıp da açık deniz seferleri için plan yapan denizcilerin bu planlarını uygulamaya koymaları uzun zaman almıştır. Çünkü ilk zamanlar Akdeniz’in uçsuz bucaksız enginliği, bilinmeyene yönelik bir korku da yaratıyordu. Bu nedenle denizciler bir dönem rotalarını kıyıdan çok uzaklaşmadan ve karayı sürekli görüp gitmek üzerine çizmişlerdi. Bilinmeyen korkusu ve geri dönüş belirsizliği uzun bir dönem etkili oldu. Ancak uzaklara ve orada yaşayanlara karşı duyulan merak ve onlarla ticaret yapma düşüncesi açık denizlere açılma isteğini dayanılmaz kıldı. Bu istek, geri dönüş belirsizliği ve bilinmeyen korkusuna baskın çıktı. Umutlar endişelerin önüne geçti. İlk gemiler biraz maceracı, meraklı ve cesur kaptanların yönetiminde, Doğu Akdeniz’in limanlarından demir almaya başladı. Onları yolcu edenler de endişeli gözlerle ufuktan kayboluşlarını izledi.

Akdeniz’e ilk açılan Fenikeliler için Akdeniz “Büyük Deniz”di. Milet’li Hekateos da aynı adı kullanırdı. Bu Büyük Deniz’in tarihi Doğu Akdeniz’den deniz yolu ile yola çıkıyordu. Akdeniz’de güneş önce doğuyu aydınlatıyor, ancak karanlığın ilk bastığı yer de yine burası oluyordu… Akdeniz tarihinde deniz yolculuğu öyküleri önemli bir yer tutar. Bu öykülerin kutsal kitabı, geçen yüzyılın sonunda yayınlanan Nils Adolf Erik Nordaskiöld’ün “Periplus” adlı yapıtıdır. Bugün çıkılacak bir Akdeniz yolculuğunda bu eseri yanlarına alanlar, tarihsel bir Akdeniz turu atma olanağını yakalarlar. Akdeniz’i araştıranlar, Akdeniz’in medeniyetler, dinler, kültürler gibi yaşamın her alanındaki doğurganlığının tarih boyunca sürdüğüne tanık olurlar. Bu doğurganlığın başlan- gıcı yine Doğu Akdeniz’de olmuştur. Bence bu doğurganlığından dolayı, Akdeniz kendisi için daha yazılmamış olan eserlerin özlemi içindedir ve bu bekleyişi hep yaşayacaktır.

Dursun YILDIZ Eylül-2007/Ankara

Tüm kitabı indirmek için tıklayınız

Tarihi Geçmişi,Stratejik Önemi ve Su Sorunu Açısından Akdeniz’in Doğusu


  • gplus
  • pinterest

Yazar

Leave a comment