DOĞU KARADENİZ BÖLGESİ’NDEKİ SELLER, TOPRAK KAYMALARI İLE SU BASKINLARI DA KESİNLİKLE BİR YAZGI YA DA DOĞAL DEĞİLDİR !
“Doğal” ya da değil, nedeni ne olursa olsun toplum yıkımlardan sonra tartışma yapmamaya elimden geldiğince özen gösteririm. Bu yıkımların çok öncesinde ya da “makul” bir süre geçtikten sonra da yakınmak ya da suçlamaktan çok aklım, bilgim yetti-ğince nedenlerini sorgulamaya çalışırım. Çoğunlukla da “acıyı bal eyledik” özdeyişini anımsatırım. Ordu’daki yıkımlardan sonra bu kez de öyle yapacaktım. Ancak, bugün, yani 9 Temmuz 2018 gü-nü. Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın Ordu’da, “yetkilileri” de yanına alarak yaptığı açıklamalardan sonra bu ilkeyi bozmak zorunda kaldım: Eğer, “aşırı” olarak değerlendirilen bir yağıştan sonra bir yerde yedi karayolu köprüsü birden yıkılıyor; özellikle kentsel yerleşmeleri yine sular, tonlarca çamurlarla kaplanmışsa kamu-oyuna;
“Böyle bir şey keşke olmasaydı. Olmamasını arzu et-tiğimiz bir olay ama çok yoğun bir yağış var.”
“Şu ana kadar da zaten ilk andan itibaren de Sayın Cumhurbaşkanımız da konuyu çok yakinen takip ediyorlar. Kendisi zaten hepimizi de talimatlandır-mış durumdalar.”
vb açıklamalar, dahası bir de bayram kutlaması yapabilmesi hiçbir gerekçeyle kabul edilemez; en azından ben etmiyorum!
Aşağıda bilginize sunduğu kısa yazıyı 2015 yılında Ekim ayında yine Doğu Karadeniz Bölgesindeki sellerden sonra hazırlamış, tüm ilgililere, duyarlı oldukların sandığım kişiler ile kuruluşlara, kitle iletişim araçlarının “köşebent” yazarlarına göndermiştim. Bir kez daha sunuyorum; bir yararı olur mu, hiç sanmıyorum doğrusu.
Üzüntülerim ve derin kaygılarımla.
Yücel Çağlar
***
Öncelikle, çoğunlukla gözlerden kaçırılan şu üç boyutlu gerçekliğin artık görülmesi gerekmektedir:
i) Seller,
ii) toprak kaymaları ile
iii) su baskınları,
nedenlerinden birisi, “aşırı” olduğu öne sürülen uzun süreli ya da anlık yoğun yağışlar olsa da olgusal olarak farklı sonuçlardır. Açıktır ki, bu sonuçlar ancak gerekli önlemler alınmadığında birbirini “tetiklemektedir. Yağışların uzun süreli ya da yoğun olması, çok açık, doğal oluşumlardır ama söz konusu sonuçlar, çoğu durumda kesinlikle doğal değildir; yol açtığı yıkımlar önlenebilir ya da en aza indirilebilir. Dolayısıyla sorgulamaların da neden önlenemediği ya da en aza indirilemediği üzerinde yoğunlaştırılması gerekir ve bu gerek de üç ayrı düzlemde yerine getirilebilir. Açıktır ki, bu üç düzlemde yapılacak sorgulamala-rın, kimileri birbirleriyle bir ölçüde örtüşse de, en azından öncelik ve ağırlıkları farklılaşacak bilgi alanları (ekoloji, inşaat, yerleşim planlaması, tarım, ormancı biçiminde yapılan “muhtarlık izni” tanımı, günümüzde de geçerlidir. Açıktır, uygulanmasından birinci derecede valiliklerin sorumlu* olduğu bu kuralların yerine getirilmemesi de, özellikle yerleşme yerlerindeki toprak kaymalarını kolaylaştırmaktadır.
(iii) 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 27 maddesi, 2011 yılında çıkarılan 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle;
MADDE 27 – Belediye ve mücavir alanlar dışında köylerin köy yerleşik alan-larında, civarında ve mezralarda yapılacak konut, entegre tesis niteliğinde olmayan ve imar planı gerektirmeyen tarım ve hayvancılık amaçlı yapılar ile köyde oturanların ihtiyaçlarını karşılayacak bakkal, manav, berber, köy fırını, köy kahvesi, köy lokantası, tanıtım ve teşhir büfeleri ve köy halkı tarafından kurulan ve işletilen kooperatiflerin işletme binası gibi yapılar için yapı ruhsatı aranmaz. Ancak etüt ve projelerinin valilikçe incelenmesi, muhtarlıktan ya-zılı izin alınması ve bu yapıların yöresel doku ve mimari özelliklere, fen, sa-nat ve sağlık kurallarına uygun olması zorunludur. Etüt ve projelerin sorumlu-luğu müellifi olan mimar ve mühendislere aittir. Bu yapılar valilikçe ulusal ad-res bilgi sistemine ve kadastro planlarına işlenir. Köy yerleşik alan sınırları dışında kalan ve entegre tesis niteliğinde olmayan ve imar planı gerektirme-yen tarım ve hayvancılık amaçlı yapıların yapı ruhsatı alınarak inşa edilmesi zorunludur. Tarım ve hayvancılık amaçlı yapıların denetimine yönelik fenni mesuliyet 28 inci madde hükümlerine göre mimar ve mühendislerce üstlenilir.”
olarak değiştirilmesiyle kırsal yerleşmelerdeki arazi kullanımında yaşanan başıbozukluk durum, denetimsizlik iyiden iyiye pekiştirilmiştir.
(iv) 3194 sayılı İmar Kanunu’nun yine 27. maddesinde yapılan söz konusu değişiklikle;
“Köy yerleşik alan sınırı içerisinde, 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Ko-ruma ve Arazi Kullanımı Kanunu hükümleri uygulanmaz.”
kuralı getirilmiştir. Böylece, her türlü bilim dışı arazi kullanımı da yöre insanının istencine bırakılmıştır.
(v) 648 sayılı KHK’nın 23. maddesiyle 3194 sayılı yasaya getirilen Ek Madde 4’le mera, yaylak ve kışlakların da “geçici” olarak yapılaşmaya açılması sağlanmış-tır. Maddenin ilk fıkrasına göre;
“Mera, yaylak ve kışlakların geleneksel kullanım amacıyla geçici yerleşme yeri olarak uygun görülen kısımları valilikçe bu amaçla kurulacak bir komis-yon tarafından tespit edilir. Bu yerlerin ot bedeli alınmaksızın tahsis amacı değiştirilerek tapuda Hazine adına tescilleri yapılır. Bu taşınmazlar, bu mad-de kapsamında kullanılmak ve değerlendirilmek üzere, belediye ve mücavir alan sınırları içinde kalanlar ilgili belediyelerine, diğer alanlarda kalanlar ise il özel idarelerine veya özel kanunlarla belirlenen ilgili idarelere tahsis edilir.”
Bu düzenlemeyle yaylalardaki yapılaşmalara yeni boyutlar kazandırılmıştır.
(vi) Denizden daha yüksek yerlerde orman ekosistemlerinin yönetilmesindeki teknik yanlışlıkların yol açtığı orman yıkımları, sanıldığının tersine, bölgede son derece yaygın bir ormansızlaşmaya; yerine kök yapıları sığ ağaççıkların, otlukların yaygınlaşmasına yol açmıştır**. Bu durum toprakların yağışları tutma kapasitesinin azaltmasının yanı sıra, daha önce de belirtildiği gibi, toprakların tutunabilme olanağını da azaltmıştır.
(vii) Yaylalardaki yoğun otlatma, yapılaşma, kullanıcı yoğunluğu bitkisel örtüsüzleşmeyi daha da hızlandırmaktadır.
(viii) Bölgedeki akarsularda selleri önleme, en aza indirme amaçlı alt yapı çalışmalarının hemen hemen hiç yapılmamış olması, selleri hem tetiklemiş hem de yaygınlaştırmıştır. “Yeşil Yol” vb yapılaşmalar bu süreci daha da hızlandıracaktır;
(ix) Bölge genelinde HES’lerin yapım sürecinde yaşanan bitki örtüsü, özellikle de orman ekosistemi yıkımlarının bölgedeki yağışlar-bitki örtüsü dengesini iyiden iyiye bozduğu açıktır; ancak, bu, ötekilerle karşılaştırıldığında, daha alt sıralar-da yer alacak bir etkidir
***
Kısacası Bölgedeki seller, çoğu kez olduğu gibi bu kez de yalnızca deniz seviyesindeki kentsel yerleşmelerdeki alt yapı yetersizliği ile “betonlaşmadan” kaynaklanan bir durum değildir; hemen hemen tümüyle, 500-700 metrelerdeki, kısmen de daha yüksek yerlerdeki arazi kullanım biçiminden, doğal ağaçsı bitki örtüsünün özellikle de doğal orman ekosistemlerinin yerlerinin azaltılmasından kaynaklanmaktadır. Sellerin temel nedenin yalnızca alçak yerlerdeki “betonlaşma-lar” olarak algılanmasına yol açabilecek söylemler, Bölgedeki yukarıda başlıcaları
* Yönetmeliğin 1999 yılında değiştirilen 57. maddesine göre;
“Köy ve mezraların yerleşik alanlarında ve civarında sadece köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli oturanlarca yapılacak konut, tarım ve hayvancılık amaçlı yapılar ile müştemilat binaları yapı ruhsatı ve yapı kullanma iznine tabi değildir. Ancak, yapı projelerinin fen ve sağlık kurallarına uygun olduğuna dair valilik görüşü alınmasından sonra, muhtarlıkça izin verilmesi ve bu izne uygun olarak yapının yapılması şarttır.
İnşa edilen yapının fen ve sağlık kurallarına uygunluğu İmar Kanununun 30 uncu maddesine göre valiliklerce belirlenir.
Valilikler, talep halinde köy yerleşik alanlarında yapılacak örneklenen köklü yapısal nedenlerin, dolayısıyla, “sorumlu sorumsuzların” yine gözlerden kaçırılmasına yol açabilecektir. Orman ve Su İşleri Bakanı’nın Bölgedeki sellerle ilgili açıklamalarına bakılırsa, Bölgede hemen hemen her yıl yaşanan bu tür yıkımlardan hiç ama hiç ders çıkarılmamış. Bu, söz konusu Bakan yönünden hiç de şaşılacak bir durum değildir; böylesi açıklamalar onun “fıtratındadır” çünkü. Şaşılacak durum; başta bölgelerdeki eskisiyle yenisiyle üniversiteler olmak üzere “ilgisiz ilgililer” ve “bilgisiz bilgililerin” akıl almaz denli yüzeysel açıklamalardır.
Sonunda, sellerin “kaçınılmaz yazgıyla” açıklanabilmesini aklı başında olması gerekenlerin bile çoğunluğunu inandırabilmiş ya, “siyasal iktidara “helal olsun”!
***

ORDUDAKİ SELLER ÜZERİNE

 


  • gplus
  • pinterest

Yazar

Doç.Dr.Yücel ÇAĞLAR

Orman Yüksek Mühendisi
• 1970 yılında İÜ Orman Fakültesi’ni bitirmiştir.
• 1976 yılına değin Orman Genel Müdürlüğü’nün Edremit, Siirt ve Sarıkamış Devlet Orman İşletmeleri’nde orman bölge şefliği görevlerinde bulunmuş; 1973-1976 aralığında Ormancılık Araştırma Enstitüsü’nde ve Kasım 1976- Mart 2007 döneminde de Milli Prodüktivite Merkezi’nde orman işletmeciliği, ormancılık ekonomisi, çevre yönetimi, ve verimlilik yönetimi konularında araştırmanlık ve eğitmenlik yapmıştır.
• 1976 yılında A.İ..T.İ.A’da “Matematik-İstatistik” dalında yüksek lisans, 1986 yılında İÜ Orman Fakültesi’nde doktora yapmış, 1988 yılında da yine İÜ Orman Fakültesi’nde doçent olmuştur.
• 1981-1982 döneminde aylık “Ormancılığımıza Katkı” gazetesini ve 1985-1991 döneminde de bilimsel, iki aylık “Çevre ve Ormancılık” dergilerini yayımlamıştır.
• 1989 yılında Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği’ni kurmuş; bu Dernek çatısı altında, çoğunluğu Birleşmiş Milletler olmak üzere çeşitli ülkelerarası kuruluşlar tarafından desteklenen yirmi dolayında projeyi yürütmüş; çeşitli demokratik kitle örgütlerinde gönüllü yöneticilik ve danışmanlık yapmış, etkinliklerini örgütlemiştir.
• 1986 Yılında Türkiye Ormancılar Derneği tarafından “Yılın Ormancısı” seçilmiş, 1994 yılında Milliyet Gazetesi’nin “Abdi İpekçi Barış Ödülü”nü, 1995 yılın Türkiye Ziraatçılar Derneği’nin “Özel Ödülü”nü, 1997 yılında TEMA’nın “Hizmet Ödülü”nü, 2003 yılında TMMOB Çevre Mühendisleri Odası’nın “Çevre Toplum Başarı Ödülü”nü, 2008 yılında da Akdeniz Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü’nün “Çevre Hizmet Ödülü”nü almıştır.
• 1994-2001 döneminde TÜBİTAK Tarım, Ormancılık ve Gıda Teknolojileri Grubu Yürütme Komitesi’nde “ormancı üye” olarak görev yapmıştır.
• Çevre Bakanlığı’nın Türkiye Ulusal Çevre Stratejisi ve Eylem Planı’nı, Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Çevre Özel İhtisas Komisyonu Raporu’nu hazırlamıştır.
Kitap olarak yayımlanmış kırkı aşkın araştırması, çeşitli yayın organlarında yayımlanmış incelemeleri vardır.

Leave a comment