Mutlu olmak ve para = Güç üzerine

Doğan Kuban Y
Mutlu olmak ve para = Güç üzerine

İnsanın herhangi bir mutluluk öğretisine ya da bir inanca bağlı olarak mutlu olmak isteği, irade ve çalışmakla gerçekleşmiyor. İçinde yaşadığınız koşullar dengeli ve kontrol edilebilir düzeyde ise mutlu olmak olasılığınız var. Bunun Taoist, Budist ya da Epiküryen, Stoik olması, koşullardan bağımsız değil. Fakat bazı öğretiler, örneğin stoik mutluluk insan ve çevrenin olumsuzluklarını zaten göz önüne alan bir felsefe ile tanımlandığı için daha kolay olabilir. Bu bağlamda kişisel eğilimler böyle bir mutluluğa erişmeyi zorlaştırabilir.

Fakat bütün geleneksel mutluluk tanımlarının bugün için geçerliliklerini yitirdiklerini düşünmek daha doğru olur. Gerçi Schopenhauer gibi kötümser bir filozofun da mutlulukla ilgili özdeyişleri içeren bir kitabı var. İnsan mutlu olmaktan vazgeçmiyor. Bütün koşullarda bir parça mutluluk arar. Ne var ki çağdaş insanın paradan bağımsız bir dünya düşünmesi artık olanaksız. Paraya bağlı mutluluk ise daha keşfedilmedi.

Kısaca büyük bir insan yüzdesi mutsuz. Biraz düşünebilen, bunun nedeninin para olduğunu anlayabilir. Zenginlerin mutlu olduğunu söyleyen de yok. Antikiteden bu yana paranın mutluluk vermediği söyleniyor ve biliniyor.

Para = Güç 

Paranın çekiciliği mutluluk verdiği için değil, güç verdiği için. Dünya tarihinin açıkça gösterdiği gibi insan mutluluktan çok güç sahibi olmayı istiyor. Ve yine dünya tarihinin kanıtladığı gibi, güçlü, para sahibi oluyor, para sahibi de güçlü oluyor. Fakat bunların mutlulukla ilgisi yok. Ölüm korkusu ile titreyen sultanların, parasını nereye koyacağını bilemeyen zenginlerin, Amerika’nın cumhurbaşkanı olmak isteyen Trump’ın yerinde olmayı istemeyen milyonlar var. Zenginliği, politik gücü, hatta bilgi sahibi olmayı aklına getirmeyen milyarlar var.

Fakat mutlu olmak isteyenlerin sayısı bütün ötekilerle karşılaştırılamayacak kadar çok.

Bunların arkasında herkesin bildiği bir olgu var: Güçle özdeşleşmiş para, bu yüzyılın en çıplak gerçeği. Gücü mutluluğa yeğleyen insanlar, para mekanizmaların başındalar.

Gücün sürekliliği paranın mutluluk getirdiği yalanı üzerine kurulduğu için, bu çağın evrensel yöntemi yalanla insanın gözünü boyamak. Para mutluluk göstergesi olunca, insanlar ona ulaşamasalar bile, onun satın alabildiği eşyalara sahip oldukları, yani tüketim kıskacına girdikleri zaman, mutlu olduklarını hayal etmeye başlıyorlar.

Bunu televizyon reklamlarında her gün seyrediyorsunuz.

* Bir otomobilin etrafında onu okşayan, dünyaya gülücükler saçanlar
* yeni bir dairenin mobilyalarını deneyen cennet sakinleri
* telefonla bir arkadaşına merhaba dediği için Tanrıya ulaşmış gibi kimlikleri telefonda eriyenler
* sahip oldukları çamaşır makinesi, ya da buz dolabı ile başı göğe erenler

Hepsi kapitalizmin yalan dünyasının ürettiği yalancı mutluluğun kurbanlarıdır. Mutsuzlukları taksit ve kredi öderken başlar.

‘Tüketin, mutlu olun!’

Paranız yetmezse kredi ile alın. Geleceğinizi rehine koyun!’ . Bu tüketim politikasının dünyaya kaça mal olduğunu, 2006 krizinden haberi olanlar biliyorlar. Fakat Türkiye’de kredi borcu batağına batmış yüzbinlerce insanın dünyada olup bitenlerden haberi yok.

Bugün kapitalizm kendisini savunurken, sanki dünyada komünist tehlikesi varmış gibi insanları aldatıyor. Oysa dünyada komünist güç yok. Komünist Çin’in en yakın ortağı ABD. Birbirlerini yaşatmak zorundalar. Dünyanın sorunu çoğunlukta olan fakirler. Aralarında Müslümanlar ve biz de varız. Birkaç zengin Arap bu durumu değiştirmiyor. Endonezya’dan Fas’a kadar biraz alıcı bir gözle bakıp, bir kaç istatistik öğrenin. Haliniz yürekler acısıdır. Ama bizim toplum kaderci olarak ‘ellen gelen bayram’ diyen bir toplumdur.

Uygarlık düzeyi farkı

Sevgili Okuyucular,

Halkı bu ‘gaflet uykusundan’ uyandırmak zorundasınız. En kötü kapitalizm, en fakir, en az gelişmiş ülkelerdedir. Büyük marketlerimiz var. Girdiğiniz zaman lüks ve büyüklükten şaşırıyorsunuz Ambalajları dünya seviyesinde. Fakat Amerika’da, Almanya’da bir market böyle ham malları tezgaha koyamaz. Toplum ve devlet daha uyanık ve örgütlüdür. Buna da uygarlık düzeyi farkı deniyor.

Kapitalizmin kahrını çekenler fakir halklardır. Zengin üreticilerin sömürdüğü pazarlar az bilgili, iyi örgütlenmemiş ülkeler halklarının müşteri olduğu pazarlardır. Örgütlü, ve zengin ülkelerin müşterileridir. Her ülkenin halkı aldatılır. Fakat en cahil olan en çok aldanır. Bizim halkın ülkenin nabzını tutmak ve dünya ile karşılaştırmak için bilgi ve olanakları yok.

Çağdaş kent hastalıkları

İstanbul’a ilişkin birkaç göstergeyi anımsayalım. Bunun için çok kültürlü olmak gerekmiyor. Yıllardır giderek kötüleşen ulaşım ve trafik koşulları; giderek azmanlaşan plansız büyüme; arsa spekülasyonu; tarihi dokunun ve yeşil alanların yok olması; tarihi kent siluetini bozan inşaatlar ve kötü restorasyonlar.

Bunların her biri dünyada çağdaş kent hastalıkları olarak tescillidir. Buna kentlere yığılmış kırsal nüfusun çağdaş yaşam deneyim azlığı, dünya hakkındaki bilgisinin yetersizliği; kent yaşamının gerektirdiği uygarlık standartlarına sahip olmaması ve politik beyin yıkama objesi olması gibi, öğretim ve eğitim açıklarını da eklerseniz, Türkiye’nin bu ekonomik koşullarda ne kadar dayanacağını kestiremezsiniz.

İstanbul’da dünyanın hiçbir uygar ülkesinde göremeyeceğiniz yapı furyasının Türklerin parası ile değil, dünyalı ortakları, yani Türkiye topraklarına, şirketlerine, bankalarına ortak olanlar sayesinde olduğunu basınımız övünerek anlatıyor.

Hepsi çağın adamları

İnşaatlar ve ithal mal tüketimi, toplumun mutluluğu nerede aradığını gösteriyor. Bu mallar ya da onların hayalleriyle yaşayan bir toplum yarattık. İnsanlar artık otomobilsiz, telefonsuz, bilgisayarsız, televizyonsuz, internetsiz, olamıyorlar. Teknolojinin yetiştirdiği kuşak her partide var.

Onlar partilerin değil çağın adamları. Politik bağlarını içinde bulundukları geçici koşullar saptıyor. Profesyoneller, iş adamları, özel işletmeciler, öğretim üyeleri, yazarlar, sanatçılar, meslek adamları, elektronik uzmanları ve teknisyenleri, askerler, öğretmenler bunlar hangi parti yaftası altında olursa olsunlar, çağın adamı olmak zorundalar.

Uğraşları, onları kendi mesleklerinin kalıbı içinde tutar. Onun dışına çıktıkları zaman zaten hiçbir şey değil, parayla tutulmuş ramazan davulcularıdır. Dünya nüfusu arttıkça bunların sayısı da orantılı olarak artar.

Hepsi aptallar kategorisinde

Fakat bu insan müsveddelerin saray palyaçoluğu çağımızın karmaşık strüktürünün zorladığı koşulları aşamaz. İşleri kendilerine ve topluma zarar vererek sona erer. Verdikleri kararlarla hem kendilerine hem topluma zarar verenler Carlo Cipolla’nın ‘aptallar’ kategorisine girer. Sayıları, psikolojik araştırmalara göre, toplumun %2’si civarındadır. 80 milyonda 1,6 milyon. Bir ordudan fazla. Türkiye istatistiklerine uygun.

Aptallar grubunun mutluluklarına ilişkin bir öğreti henüz gelişmedi. Vurdumduymaz milyonlar arasında mutluluğu kuşkusuz para ötesinde arayan sayısız insan var. Bunlar yalandan bıkmış ve boş vermiş olan sizin, bizim gibi insanlar. Artık İnsanların ahlaki, dini, felsefi ve ideolojik inançlar için sokağa döküleni kanı kaynayan gençlerden ibaret.

Fakat akıl ve sevgi çağrısına yanıt verecek mutluluk arayanlar olduğuna inanın.

Onlara ulaşmaya çalışın!

Doğan Kuban


  • gplus
  • pinterest

Yazar

Leave a comment